YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7909
KARAR NO : 2009/8827
KARAR TARİHİ : 21.12.2009
MAHKEMESİ : Ankara 11. İcra Mahkemesi
Alacaklısını zarara uğratmak kastiyle mevcudunu eksiltmek suçundan sanıklar … ve …’ın ayrı ayrı beraatlerine, ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçundan sanık … hakkında açılan davanın düşürülmesine karar verilmiş; hüküm, yasal süresi içerisinde şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının onama-bozma istemli tebliğnamesiyle dosya daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Sanık … hakkında İİK’nun 331. maddesine yönelik olarak kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda;
Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararda yazılı gerektirici nedenlere, yapılan yargılama ve uygulamada isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün İİK’nun 366. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Sanık … hakkında ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçuna yönelik olarak kurulan hükme ilişkin temyiz incelemesi sonucunda;
Sanık hakkında devam eden Ankara 8. İcra Müdürlüğünün 2004/3656 esas sayılı takip dosyasında takip borçlusunun … Müşavirlik ve Reklam Tic. Ltd. Şti. Olduğu anlaşılmakla, ticaret şirketleri yönünden ticareti terk suçunun incelenmesi gerekmiştir.
İcra ve İflas Kanununun 44. maddesinin 1. fıkrasında, “Ticareti terk eden bir tacir 15 … içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicil memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemiyen tacir beyanda bulunmamış sayılır.” hükmü ile ticareti terk eden tacirin yapması gereken yükümlülüğü belirlenmiş, aynı Yasanın 337/a maddesinde ise 44. maddedeki yükümlülüğe aykırı davranmanın yaptırımı da, “Ticareti terk edenlerin cezası” başlığı altında, “44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikayeti üzerine, üç yıldan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanununun 44. maddesindeki mükellefiyet münhasıran tacirler için öngörüldüğüne göre, uyuşmazlık, kimlerin tacir sayılacakları, bir başka anlatımla “ticaret şirketini temsile yetkili ortağın veya bu konuda yetki verilen şirket müdürünün” İcra ve İflas Kanununun 44. ve 337/a maddelerinin uygulanması açısından tacir sayılıp sayılmayacaklarına ilişkindir.
Kimlerin tacir olduğu 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.”
Biçiminde düzenlenmiş olup, bunun yanında ayrıca aynı Yasa’nın 18. maddesindeki, “Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.” Hükmü ile de diğer tacir sayılanlar gösterilmiştir.
Diğer taraftan anılan Kanun’un 136. maddesinde de ticaret şirketlerinin nev’ilerinin ; kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibaret olduğu belirtilmiştir. Yukarıda sayılan ticaret şirketleri yönünden Türk Ticaret Kanunu’ndaki düzenleme incelendiğinde, bunlar için ticareti terk hususu değil, bunun yerine infisah ve tasfiyeleri öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Eş anlatımla Türk Ticaret Kanunu’nun 136. maddesinde sayılan şirketlerde ticareti terk değil, ortaklık ilişkisi sona erdirilmektedir.
Anılan şirketlerin her biri için infisah ve tasfiye yolu ayrı ayrı gösterilmiştir. Tasfiye sırasında ticaret şirketinin alacak ve borçları belirlenir ve borçlar ödendikten sonra kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm olmadıkça, pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır, tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İş bu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunmakla ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona ermiş olur. Tasfiye süreci ile tüzel kişilik sona erdirildiğinden terkin işlemi sırasında ticaret sicil memurluğuna İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesine göre bir mal beyanında bulunulması da söz konusu değildir. Terkin işleminden sonra ticaret şirketinden alacağı bulunduğunu iddia eden bir alacaklı bu alacağını ancak terkin edilen ticaret şirketini yasaya göre ihyasını sağlamak suretiyle tahsil edebilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, ticaret şirketleri açısından, bunların müdür veya yetkililerinin İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesi ile getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğü bulunduğunu söylemek kanunu zorlama olacaktır. Hal böyle olunca, Türk Ticaret Kanunu’nun 136. maddesinde sayılan kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinin müdür veya yetkilileri yönünden İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunun işlenmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle sanığın beraati yerine farklı gerekçelerle davanın düşürülmesine karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu durum yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasının 1. maddesinden “her ne kadar sanık … hakkında ticareti terk suçundan dava açılmış ise de suçun 30.12.2004 tarihinde işlendiği anlaşıldığından sanık hakkındaki davanın düşürülmesine” ifadesi çıkarılarak yerine “sanık …’a isnat edilen İİK’nun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti terk suçunun unsurlarıyla birlikte oluşmadığı anlaşılmakla beraatine” ifadesi yazılmak suretiyle hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi gereğince isteme aykırı olarak düzeltilerek ONANMASINA,
Sanık … hakkında İİK’nun 331. maddesine yönelik kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda ise;
Müşteki taraf şikayet dilekçesinde diğer hususlarla birlikte, sanığın sahibi olduğu … Tercüme Müşavirlik Şirketinin … Yabancı Dil Hizmetleri ve Danışmanlık Şirketi haline geldiğini, yeni kurulan şirketin ortaklarının sanığın arkadaş ve yakın akrabaları … ve … ile …’in olduğunu ileri sürerek cezalandırılması isteminde bulunmuştur.
Sanığa isnat edilen suç, İİK’nun 331. maddesinde, “haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşererek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. “şeklinde düzenlendiği dikkate alındığında, sanığa ait olduğu iddia edilen … Tercüme Müşavirlik Şirketi ile yeni kurulan … Yabancı Dil Hizmetleri ve Danışmanlık Şirketinin ticaret sicil memurluğu kayıtları getirtilerek, kuruluş tarihleri, hisse devri olup olmadığı, varsa bu devir işleminin muvazaalı bulunup bulunmadığı, ortakları ile sanığın akrabalık ilişkisi araştırılıp, Ankara 3. Aile Mahkemesinin 2007/1290 esas sayılı dosyası içerisinde bulunan tanık beyanları da birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir edilmesi gerekirken eksik araştırma ile sanığın beraatine karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 21.12.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
S/Z