Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2010/9025 E. 2011/3073 K. 30.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9025
KARAR NO : 2011/3073
KARAR TARİHİ : 30.05.2011

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 11.5.2010 gün ve saatte temyiz edenlerden … vekili Avukat …, davalılardan … ve Hazine vekili Avukat … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “Tarafların tutundukları tapu ve vergi kayıtlarının başka parsellere revizyon görüp görmediklerinin araştırılması, kapsamlarının yöntemine uygun olarak belirlenmesi, tapu kayıtlarının sınırlarında okunan harman yerinin umuma ait harman yeri mi yoksa özel harman yeri mi olduğu üzerinde durulması, Hazine’nin tutunduğu tapu kaydının kapsamının da belirlenmesi ve Hazine tarafından tümüyle satılıp satılmadığının, satılmayan bölümünün mütegayyip eşhastan kalıp kalmadığının belirlenmesi, kayıt miktar fazlalarının iktisap edilip edilemeyeceği hususlarının nazara alınması, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda çekişmeli taşınmazların teknik bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D), (E) ve (F) harfleriyle gösterilen toplam 732.000 metrekare yüzölçümündeki bölümleri ile 72.000 metrekare yüzölçümlü 5 ve 70.400 metrekare yüzölçümlü 7 parsel sayılı taşınmazların tamamının … … kızı … ve müşterekleri adına, çekişmeli taşınmazların (H), (İ), (L), (M), (N), (K) ve (G) harfleriyle gösterilen toplam 2.523.600 metrekare yüzölçümündeki bölümlerinin ise Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı … mirasçıları Ayhan Önder ve arkadaşları, davacı … mirasçısı … vekili, davalı … vekili, davacı … mirasçıları vekili ve müdahil … mirasçısı … tarafından temyiz edilmiştir.
1) Müdahil …, 28.11.1996 günlü ve 1978/504 Esas, 1996/18 Karar sayılı hüküm tarihinden önce 01.07.1986 tarihinde öldüğü halde bu yön göz ardı edilerek gerekçeli karar ile temyiz dilekçeleri … adına tebliğe çıkartılmıştır. Tebligatlar, 04.06.1997 ve 14.11.1997 tarihlerinde aynı çatı altında oturduğu akrabası olduğu belirtilen kişiler tarafından kabul edilmiş ise de, …’nun tebligat tarihinde ölü olması nedeniyle yapılan tebligatlar geçersizdir. Gerekçeli karar Kemal’in mirasçılarına da tebliğ edilmemiştir. Bu durumda önceki tarihli hükmün, müdahil … mirasçıları aleyhine kesinleştiğinden ve davacılar yararına kazanılmış hak oluştuğundan söz edilemeyeceği kuşkusuzdur. Bu nedenlerle diğer temyiz istemleri yanında müdahil … mirasçısı … temyizinin de esastan incelenmesi gerekmiştir.
2) Dava, 1967 yılında yörede kadastro çalışmaları yapılması üzerine 1960, 1963 ve 1964 yıllarında genel mahkemelere açılan tapu iptal, tescil ve elatmanın önlenmesi davalarının aktarılması yoluyla kadastro mahkemesinin önüne gelmiştir. Bu davalarda Hazine, Temmuz 1289 tarih 1351, 1352 ve 1353 sıra numaralı tapu kayıtlarına, davacılar … ve … ile müşterekleri, Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı sicilden gelen tapu kayıtları ile 1 ila 13 tahrir numaralı vergi kayıtlarına ve zilyetliğe, müdahil … ise zilyetlikle beraber, davacı …’ın malik bulunduğu Temmuz 1289 tarih 1345, 1346, 1347, 1348, 1349 ve 1350 sıra numaralı tapu kayıtlarından tedavül eden Mart 1960 tarih 8 ila 13 sıra numaralı tapu kayıtlarına ve Cemil hisselerinin 2/3’ünü 1960 yılında noter senediyle satın aldığı iddiasına dayanmaktadır.
Mahkemece, bozma ilamlarına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş; tarafların tutunduğu tapu kayıtlarının kapsamları harita üzerinde tespit edilmeksizin, davacı … ve müştereklerinin tutundukları vergi kayıtlarının toplam yüzölçümünün, dayandıkları tapu kaydının yüzölçümünden fazla olduğu, vergi kayıt miktarlarının toplamı kadar yerin bu kişiler adına tesciline karar verilmesi gerektiği, miktar fazlasının ise kaçak ve yitik kişilerden kaldığı ve zilyetlikle mülk edinilemeyeceği gerekçesi ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli olmadığı gibi, varılan sonuçlar da tam olarak dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
3) Davacı … ve müştereklerinin tutundukları tapu kayıtları, Hazinenin temliki ile oluşan Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı tapu kaydından tedavül etmiştir. 380 dönüm yüzölçümlü bu tapu kaydının ilk sınırları “… ve … sınırı ve borhali” şeklindedir. Tüm dosya kapsamından,…nin batıdaki Odabaşı Köyünün, Harapşemdin’in ise kuzeyde ve doğuda bulunan Hasantepe (eski adıyla Telhasan) Köyünün mezrası olduğu anlaşılmaktadır. Yine özellikle 05.10.1985 tarihli keşifte alınan yerel bilirkişi açıklamalarından tapu kaydında yazılı “borhali”nin ise köy yerleşim yerinin güneyinde ve Aznavur Köyü arazisinin kuzeyinde olduğu anlaşılmakta olup bu kabul, tapu kayıtlarında yazılı sınırların birbirini takip ediş tarzına da uygun düşmektedir. Söz konusu tapu kaydı değişebilir hudutlu olduğundan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/C maddesi uyarınca kapsamı, yüzölçümü ile sınırlıdır. Hal böyle olunca 380 dönüm miktarındaki tapu kaydına kuzeydeki Hasantepe Köyü sınırından başlanıp güneye doğru inilmek ve köy yerleşim yeri hariçte bırakılmak suretiyle yüzölçümüyle (380 dönüm, yani 349.220 metrekare) kapsam tayin edilmelidir. Diğer taraftan, … ve müştereklerinin tutundukları 1 ila 13 tahrir numaralı vergi kayıtlarının sınırları da değişebilir nitelikte olup, toplam yüzölçümleri 1.028.000 metrekaredir. Bu vergi kayıtlarının sınırları incelendiğinde, Eylül 1310 tarihli tapu kaydı ile çakıştıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda, söz konusu vergi kayıtlarına da tek parça halinde ve kuzeydeki Hasantepe Köyü sınırından başlanarak güneye doğru toplam miktarları olan 1.028.000 metrekare ile sınırlı (köy yerleşim yeri hariçte bırakılmak suretiyle) kapsam tayin edilmelidir.
4) Eski adı Girimara olan Çiğdem Köyüne ait gerek diğer tarafların tutundukları ve gerekse de üçüncü kişilere ait Temmuz 1289 tarih 1341, 1342, 1343, 1344, 1345, 1346, 1347, 1348, 1349, 1350, 1351, 1352, 1353, 1354, 1355 ve 1356 sıra numaralı tapu kayıtlarının ve dosya içinde mevcut keşif tutanaklarında yer alan mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının incelenmesi sonucunda söz konusu tapu kayıtlarının birbirlerini, Girimara Köy yerleşim yerini (karye-i mezkur), batıdaki Birveli mezrasını, yine batıda bulunan Kubbuk mezrasını (Kubbuk Denho), köy yerleşim yeri bitişiğinde olduğu anlaşılan kuyular (Bir) ile harman yerini ve köy yerleşim yerinin güneyinde olduğu anlaşılan hali araziyi sınır olarak okudukları görülmektedir. Nitekim yerel bilirkişilerce bilinemeyen “Bersomu tarlasının” Temmuz 1289 tarih 1348, 1349, 1350 sıra numaralı tapu kayıtlarının ilk maliki Abdullah oğlu Bersom olduğu ve Mart 1960 tarih 11, 12, 13 sıra numaralarında Cemil Araz’a temlik edildiği,
“Abdullah”ın Temmuz 1289 tarih 1345, 1346 ve 1347 sıra numaralı tapu kayıtlarının maliki Hüsnü oğlu Abdullah olduğu ve Mart 1960 tarih 8, 9 ve 10 sıra numaralarında…’a temlik edildiği, “Aiz tarlalarının” Temmuz 1289 tarih 1341, 1342, 1343 ve 1344 tarihli tapu kayıtlarının maliki Gevriye bini Aiz olduğu ve Kasım 1959 tarih 6 ila 9 sıra numaralı tapu kayıtlarında nısıf hissesinin üçüncü kişi …’na intikal ettiği görülmektedir. Hal böyle olunca söz konusu Temmuz 1289 tarihli 16 adet tapu kaydının kapsamlarının Köy yerleşim yerinin batısı ve kuzeyinde olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu kayıtlarının tamamı gayrısabit hudutlu olup kapsamları, yine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/C maddesi uyarınca yüzölçümleri ile sınırlıdır.
5) Yukarıda 4 numaralı bentte yazılı açıklamalar ışığında, Hazinenin tutunduğu Temmuz 1289 tarih 1351, 1352 ve 1353 sıra numaralı tapu kayıtlarına yüzölçümleri ile sınırlı olarak kapsam tayin edilmelidir. Bu şekilde belirlenecek kapsamlar harita üzerinde gösterildikten sonra Hazine’nin tutunduğu tapu kayıtları ile davacı … ve müştereklerinin tutunduğu Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı tapu kaydının çakışması halinde, sonraki tarihli olmasına rağmen Hazinenin temliki ile oluşmuş bulunması nedeniyle Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı tapu kaydına değer verilmesi gerekeceği göz önüne alınmalı, Hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı tapu kaydının kapsamı dışında kalması halinde bu tapu kayıtlarının maliki olan İlyas oğlu İfrem (veya Efram)’ın kaçak veya yitik kişi olup olmadığı ya da Hazinenin yasal son mirasçı konumunda bulunup bulunmadığı araştırılmalı, bu kişinin kaçak veya yitik kişi olması ya da Hazinenin son mirasçı durumunda olması halinde Hazinenin bu tapulara dayanarak hak talebinde bulunabileceği ve bu gibi yerlerin zilyetlikle iktisap edilip edilemeyeceği, zilyetliğe karine olan ancak mülkiyet belgesi olmayan vergi kayıtlarına değer verilmesinin de mümkün olamayacağı düşünülmeli, İlyas oğlu İfrem’in kaçak veya yitik kişi olmadığının anlaşılması ya da mirasçıları bulunduğunun saptanması halinde ise Hazinenin bu tapulara dayanarak hak talep edemeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
6) Aynı şekilde müdahil …’nun tutunduğu Temmuz 1289 tarih 1345 ila 1350 sıra numaralı 6 adet tapu kaydının da, yüzölçümleri ile sınırlı olarak kapsamları belirlenmeli, bu tapu kayıtlarının kapsamları ile Eylül 1310 tarihli tapu kaydının kapsamının çakışması halinde eski tarihli olan Temmuz 1289 tarihli tapu kayıtlarına değer verilmesi gerekeceği düşünülmeli; diğer taraftan, 1310 tarihli tapu kaydına dayananlar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13/B-c maddesinde yazılı koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir.
7) Mahkemece, kayıt miktar fazlasının kaçak ve yitik kişilerden kaldığı kabul edilmiş ise de bu değerlendirme dosya kapsamına uygun değildir. 1289 tarihli tapu kayıtlarının sınırlarında okunan Bersoma, Aiz, Hanna, Melke gibi isimlerin kaçak ve yitik kişilere ait olmadığı Temmuz 1289 tarihli tapu kayıtlarında yazılı malik isimlerinden ve bu kişilere ait veraset ilamları ile nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bir köyde geçmişte kaçak ve yitik kişilerin yaşamış olması o köydeki taşınmazların tamamının kaçak ve yitik kişilerden kaldığı sonucunu doğurmaz. Temmuz 1289 tarihli 16 adet tapu kaydının toplam yüzölçümü 318 dönüm olup Eylül 1310 tarihli tapu kaydının yüzölçümü 380 dönümdür. Diğer taraftan Hazinenin temliki ile oluşan Eylül 1310 tarih 4 sıra numaralı tapu kaydının sınırlarında kaçak ve yitik kişi bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, yukarıda 5 numaralı bentde yazılı olan hususlar istisna olmak üzere kayıt miktar fazlasının kaçak ve yitik kişilerden kaldığı yönündeki kabulde isabet yoktur. O halde, zilyetliğe ilişkin koşulların oluşması halinde davacı … ve müştereklerinin tutundukları tapu kayıtlarının miktarından fazla olan vergi kayıtlarının miktarınca yeri zilyetlik yoluyla iktisapları mümkündür. Diğer taraftan zilyetlikte miktar sınırı yönünden değerlendirme yapılırken, söz konusu vergi kayıtlarının tek kişi adına değil üç kişi adına müştereken kayıtlı bulunduğu dikkate alınarak koşullarının bulunması halinde her bir tapu malikinin 100 dönüme kadar taşınmaz edinebileceği yani toplam 300 dönüm miktarındaki taşınmazın belgesiz zilyetlik yoluyla iktisabının mümkün olacağı hususu da göz önünde tutulmalıdır.
Hal böyle olunca doğru sonuca ulaşabilmek için yukarıda yer alan açıklamalar ışığında dosyada mevcut tüm deliller yeniden değerlendirilmeli, mevcut delil durumunun yukarıda yazılı açıklamalar ışığında değerlendirme yapmaya yeterli olmadığı sonucuna varılması halinde eksik hususların tamamlanması için gerektiğinde mahallinde yeniden keşif yapılması düşünülmeli, uzman fen bilirkişisinden açıklanan ilkeler doğrultusunda kayıt kapsamlarını gösterir rapor ve harita istenmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar göz ardı edilerek, eksik incelemeye ve dosya kapsamına uymayan değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de … mirasçıları ve müştereklerine dağıtılması gereken paylar toplamı 1.122.000 olarak belirlenmişken, dağıtılan payların toplamının 1.121.950’de kalması suretiyle 50 pay hakkında hüküm kurulmamış olması, bunun sonucu olarak, infazda kuşku yaratacak şekilde hüküm kurulmuş olması da isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, 30.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.