YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3412
KARAR NO : 2011/8068
KARAR TARİHİ : 28.11.2011
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Ödeme şartını ihlal eyleminden sanıklar … ve …’ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince ayrı ayrı birer ay tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmalarına dair …. İcra Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli ve 2008/4012 esas, 2009/820 sayılı kararını müteakip,… Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kararın kesinleşip kesinleşmediği hususunda tereddüt hasıl olduğundan bahisle vukubulan talep üzerine mahkeme kararının kesinleştiğine ilişkin aynı Mahkemenin 28/05/2010 tarihli ve 2008/4012 esas, 2009/820 sayılı ek karararına yönelik itirazın reddine dair…. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/06/2010 tarihli ve 2010/667 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine, Adalet Bakanlığından verilen 17/02/2011 gün ve 2010/1741/9645 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 08/04/2011 gün ve K.Y.B.2011/118329 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle dosya incelendi.
Tebliğnamede;
1- Sanıkların yokluğunda verilen …. İcra Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli kararının, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön koşul olan kendisine veya adresine aynı kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu Kanunun 35. maddesinin son fıkrasında gösterilen istisnaî durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması karşısında; gerekçeli kararın tebliği için sanığın bilinen son adresine 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesi dışındaki maddeleri uyarınca çıkartılmış tebligat bulunmaması sebebiyle anılan kanun maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı gibi, Tebligat Tüzüğünün 55/2. maddesi 2011/3412 yollamasıyla aynı Tüzüğün 28. maddesinde adres Araştırmasına yönelik olmak üzere belirtilen şekil şartları yerine getirilmeden yapılan tebligatın da geçerli sayılamayacağı, bu hususun Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 01/12/2004 tarih, 2004/20415-12070 sayılı ilâmında da kabul edildiği,
2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2, 232/6 ve 291/1-2. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, sanıkların yokluğunda, müşteki vekilinin ise yüzüne karşı verilen …. İcra Ceza Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli kararında, kanun yoluna başvuru süresinin başlangıcının her bir taraf için ayrı ayrı
gösterilmesi gerekirken tefhim ve tebliğden itibaren bağlayıcı karar verilmesi suretiyle tarafların yanıltıldığı, ayrıca başvuru sekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği gösterilmediği gibi, taraflara karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği mcşruhatlı davetiye de gönderilmediği, anlaşılmakla, anılan kararının kesinleşmemesi sebebiyle infaz için gönderilen kararın kesinleşip kesinleşmediği hususuna yönelik …Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 28/05/2010 tarihli ek karararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan, anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
1- İcra mahkemesince, sanıkların yokluğunda verilen karar, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilerek kesinleştirilmiş ise de, Tebligat Kanununun 35. maddesinin birinci fıkrası; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” şeklinde düzenlendiği, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön şart olan kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunmasının gerekliliği karşısında; gerekçeli kararın tebliği için gerçek kişi sanığın bilinen son adresine yapılan tebligat bulunmaması sebebiyle, Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı,
2- “Anayasanın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca, karar ve hükümlerde, başvurulabilecek yasa yolu, süresi, mercii ve başvuru şekli tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmelidir. Aksi halde, anılan Yasanın 40. maddesi uyarınca, eski hale getirme nedeni oluşturur. Yerel mahkemelerce hüküm ve kararlardaki bu eksiklikler, meşruhatlı duyuru ile taraflara bildirilmek suretiyle, tarafların eski hale getirme talebi ve bu sürede yasa yolu başvurusunda bulunmalarına olanak sağlanmalıdır.” şeklindeki Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile çerçevesinde söz konusu karar incelendiğinde, itiraz süresinin başlangıcının, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmediği gibi, kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği hususunu içeren meşruhatlı davetiye de gönderilmediği, kararın kesinleşmemesi sebebiyle, infaz için gönderilen kararın kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 28/05/2010 tarihli ek kararına ilişkin istemin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname yerinde görülmekle, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/06/2010 tarihli ve 2010/667 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 28.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.