Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/3644 E. 2011/7190 K. 15.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3644
KARAR NO : 2011/7190
KARAR TARİHİ : 15.11.2011

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU: TEMYİZ

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden davalı … vekili Avukat …, … vekili Avukat İsa Yılmaz, … vekili Avukat … … ile aleyhine temyiz istenilen Hazine vekili Avukat …, … vekili Avukat …,… İki Tur. A.Ş. vekili Avukat …, … vs. vekili Avukat …, … Şti. vekili Avukat… vekili Avukat… geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay …. Hukuk Dairesi’nin bozma ilamında özetle; “bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek bulunmadığı belirtildikten sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30. maddesi hükmü uyarınca gerçek hak sahibinin belirlenmesi ilkesi ve aynı Yasa’nın 26/3. maddesi gözetilerek tapudaki ifraz işleminden sonra kayda dayanarak iktisapta bulunan tapu kaydı maliklerine husumet yöneltilerek ya da kayıt malikleri aleyhine açılacak davalar işbu dava dosyası ile birleştirilerek taraf teşkilinin sağlanması; Yargıtay …. Hukuk Dairesi’nin bozma kararında açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacı … ile müdahil davacı Hazine’nin davasının reddine; dava konusu edilmediği anlaşılan ve tefrik nedeniyle mahkemenin, 1996/133 Esas, 1996/131 Karar sayılı ilamıyla tapuya tesciline karar verilen … Köyü 25 parsel sayılı taşınmazın, 27 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan 683 parsel sayılı taşınmazın bilirkişiler … Bulut, Kerim Menekşe, Levent Aydın tarafından düzenlenen 22.06.1993 tarihli rapor ve haritada (a) harfi ile gösterilen 5.892 m2 yüzölçümündeki bölümünün, 26 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan 700 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı anlaşılan 26.176 m2 yüzölçümündeki bölümünün kesinleştiği ve tapuya devirlerinin sağlanması için işlemler yapıldığı anlaşıldığından, bu kısımlar yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, … Köyü 27 parsel sayılı taşınmazın, 17.07.1970 tarihinde 557 ve 558 parsel numaralarını aldıktan sonra, 558 parselin 13.03.1975 tarihinde yapılan ifrazı ile oluşturulan parseller arasında bırakılan, krokide (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölümlerinin haritasında yol olarak gösterilmesine, dava konusu… Köyü 26 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluştuktan sonra yeniden ifraz gören 700 parsel sayılı taşınmazın, bilirkişiler … … ve …. tarafından düzenlenen 22.06.1993 tarihli haritasında kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı belirlenen ve (a) harfi ile gösterilen 500 m2, (b) harfi ile gösterilen 1.500 m2 ve (c) harfi ile gösterilen 6187 m2 yüzölçümündeki kısımlarının kumluk vasfıyla tespit harici bırakılmasına, yine … Köyü 26 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan, sonrasında yeni ada ve parsel numaraları alan 699 parsel sayılı taşınmazın, aynı bilirkişi raporunda kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı belirlenen ve (a) harfi ile gösterilen 6.900 m2, (b) harfi ile gösterilen 3.500 m2 yüzölçümündeki bölümlerinin kumluk olarak tespit harici bırakılmasına, dava konusu olup ifraz ve tevhitler ile oluşturulan diğer taşınmazların, sonradan tapuda devir alan gerçek ve tüzel kişilerden davanın esasa kayıt tarihindeki tapu malikleri dikkate alınarak, … Köyü 26 parsel sayılı taşınmazdan ayrılan 699 parsel sayılı taşınmazın davalı … Tic. A.Ş. adına, 700 parsel sayılı taşınmazın aynı bilirkişi haritasında kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirlenen ve (b) harfi ile gösterilen 47.124,00 m2 yüzölçümündeki kısmı ile 683 parsel sayılı taşınmazda (b) harfi ile gösterilen 27.362 m2 yüzölçümündeki kısmının tamamı 4 pay kabul edilerek 1 payının Mahmut Nedim oğlu …, 1 payının … oğlu …., 1 payının … kızı …, 1 payının … kızı … adlarına, … Köyü 27 parselin dosyanın esasa kayıt tarihinden önce ifrazı ile oluşan 557 parsel sayılı taşınmazın … oğlu … adına, 27 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen tapuya kaydedilen 558 parsel sayılı taşınmazın sonraki ifrazları ile oluşan 666, 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 677, 678, 679, 680, 681, 682, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692, 741 ve 742 parsel sayılı taşınmazların tamamının …. İki Turizm ve Ticaret A.Ş. adına tapuya kayıt ve tescillerine, davaya katılan … dava dosyasının esasa kaydından sonra tapuda pay ve taşınmaz satın almaları nedeniyle davaya katılmaları sağlanan gerçek ve tüzel kişiler yönünden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş; hüküm, müdahil Hazine vekili, müdahil … Konut Yapı Kooperatifi, müdahil … Konut Yapı Kooperatifi vekili, müdahil … Turizm A.Ş. vekili, müdahil … Turizm Tic. San. A.Ş. vekili, müdahil …. İşletmeleri Genel Müdürlüğü vekili ile yargılama sırasında pay ve taşınmaz satın alarak davaya katılmış veya ilgileri nedeniyle kendilerine tebligat yapılmış … ile 103 arkadaşı ve katılma yoluyla da davacı … vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
I- Yargılama süreci:
Dava, 1946 yılında genel mahkemede açılan davadan aktarılarak gelmektedir. Yargılama sırasında Belediye olan davacı … Köyü Tüzel Kişiliği temsilcisi tarafından 08.11.1946 tarihli dava dilekçesi ile davalı …’na karşı Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan men’i müdahale ve tapu iptali davası taşınmazın değeri gözetilerek görevsizlik kararı ile Asliye Hukuk Mahkemesine aktarılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.04.1950 tarihli kararın, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından “yöntemince mera araştırması yapılması” gereğine değinilerek bozulması üzerine, yargılamaya devam olunmuş; çekişmeli taşınmazların bulunduğu birlikte kadastro çalışmalarının başlaması üzerine, 22.02.1957 tarihli görevsizlik kararıyla dosyanın Kadastro Mahkemesine devrine karar verilmiştir. Bu devir kararı, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 15.05.1986 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Yörede yapılan kadastro çalışmaları sırasında, aktarılan dava gözönünde bulundurulmaksızın 30.01.1957 tarihli kadastro tespitleri sonucu 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazlar tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle “…’da … Limited Şirketi” adına tespit edilmiş; 27 parsel sayılı taşınmazla ilgili tutanağın edinme sebebi sütununda taşınmazın, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1951/256 Esas sayılı dava dosyasında dava konusu olduğu açıklanmıştır. Her iki taşınmaza ilişkin tespitlere karşı, davacı Orman İdaresi tarafından, orman sayılan yer iddiasına dayanarak tutanaklara itiraz

yoluyla açılan davalar, … Arazi Kadastro Hakimliği kararları ile reddedilmiş ve taşınmazların tespit gibi tescillerine karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde çekişmeli taşınmazlara yönelik kadastro tespit gününden önce açılmış dava ve bu davanın Kadastro Mahkemesine devri kararı nedeniyle kadastro tutanaklarının hukuken kesinleşmediği gözardı edilerek, … Arazi Kadastro Hakimliği kararları uyarınca 26 parsel sayılı taşınmaz 29.09.1958 tarihinde, 27 parsel sayılı taşınmaz ise 22.02.1960 tarihinde “Ankara’da Ağam Limited Şirketi” adına tapuya tescil edilmişlerdir. Taşınmazlar, 24.02.1960 tarihli satış ve 18.04.1960 tarihli tashih nedeniyle Mahmut Nedim İrengün adına tedavül görmüştür. Sonraki yıllarda her iki taşınmaz, ayrı ayrı ifraz ve satışlara konu olmuştur. 1982 ila 1985 yılları arasında, Hazine tarafından, 26 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşmuş 699 ve 700, 27 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşmuş 666 ve 667 parsel sayılı taşınmazlar ile 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675 ve 681 parsel sayılı taşınmazların bir bölümü hakkında, kayıt malikleri aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden oldukları iddiasıyla tapu iptal ve tescil istemiyle davalar açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararlar Yargıtay Yüksek 1. Hukuk Dairesinin denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.02.1957 tarihli görevsizlik kararıyla devredilen dava dosyası ancak 10.10.1985 tarihinde Kadastro Mahkemesine aktarılabilmiştir. Bu süre zarfında, taşınmazların tapuya tescil edilmiş olması nedeniyle ifraz ve satışlar sonucu çekişmeli taşınmazların bazı bölümlerini kayden satın alan gerçek veya tüzel kişiler Kadastro Mahkemesinde süren yargılama sırasında davaya katılmışlardır. Hazine vekili ise, çekişmeli taşınmazların mera ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasına dayanarak, 14.03.1986 tarihli dilekçeyle davaya katılmıştır. Kadastro Mahkemesi tarafından, davacı Köy Tüzel Kişiliği davasının reddiyle çekişmeli taşınmazlardan ifrazen oluşmuş parsellerin, kayıt malikleri adına tesciline ilişkin verilen 05.11.1987 tarihli karar, Dairemizin 20.03.1990 tarihli ilamıyla, dayanılan tapu kayıtlarının kapsamlarının ne olduğu, taşınmaz üzerinde ekonomik amacına uygun bir zilyetlik bulunup bulunmadığı ve davada 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesi hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarının yöntemince araştırılması gereğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bu bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davada 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesinin uygulanabilmesi koşullarının oluşmadığı kabul edilerek, Hazine’nin davacısı olduğu ve Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp kesinleşen eski davalar nedeniyle oluşmuş kesin hükümler gözetilerek kurulan 22.09.1994 tarihli karar da Yargıtay Yüksek 17.Hukuk Dairesi’nin yukarıda özetlenen kararı ile sair yönleri inceleme konusu yapılmaksızın bozulmuştur. Mahkemece 17.Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak çekişmeli taşınmazlardan ifraz edilen yeni parseller ile bu parseller üzerine inşa edilmiş konut veya işyerlerinden satın alanlar davaya dahil edilmiştir. Kadastro Mahkemesinin, işbu dosyadan tefrik edilen 1996/133 E. sayılı dava dosyasında, 17.10.1996 tarih ve 1996/131 K. numaralı kararla Asliye Hukuk Mahkemesinden devredilen men’i müdahale ve tapu iptali davasına konu olmadığı belirlenen 25 parsel sayılı taşınmaz ile çekişmeli 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazların bazı bölümleri yönünden tespitin kesinleştiği benimsenerek dosyanın Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş; bu karar Dairemizce onanarak kesinleşmiştir.
II- Değerlendirme:
Kadastro Mahkemesinde dava ve temyize konu olan 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazların geriye kalan bölümleri yönünden işbu dosya üzerinden devam olunan yargılama sonunda mahkemece; dava ve temyize konu olan taşınmazlar üzerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesi uyarınca edinme koşullarının oluştuğu kabul edilerek, çekişmeli taşınmazların, devredilen davanın Kadastro Mahkemesinde esasa kayıt tarihi olan 10.10.1985 günü itibariyle tapuda hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler adına tescillerine, bu tarihten sonra adlarına tedavül gören gerçek veya tüzel kişiler yönünden mahkemenin
görevsizliğine karar verilmiştir. Ne var ki, varılan sonuç, dosya kapsamına ve Dairemizin 20.03.1990 tarih 1989/8394 E, 1990/3637 K. sayılı bozma ilamında açıklanan ilkelere uygun bulunmamaktadır.
Doğru sonuca ulaşabilmek için, dayanılan tapu kayıtlarının kapsamı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının varlığı, 3402 sayılı Kadastro yasasının 12/son maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve kesin hüküm bulunup bulunmadığı hususlarını ayrı ayrı incelemek gerekmektedir:
1- Dayanılan tapu kayıtlarının kapsamı:
Davalı …’nun dayanağını oluşturan, Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan davada iptali istenen ve kadastro çalışmaları sırasında çekişmeli 27 parsel sayılı taşınmaza uygulanan 55.140 metrekare yüzölçümlü 21.04.1944 tarih ve 9 sıra numaralı tapu kaydı, batısında bulunan isimsiz “dere” sınırı nedeniyle değişebilir sınırlı kayıtlardan olup, kayıt kapsamı yüzölçümü ile sınırlıdır. Kaydın doğu sınırını teşkil eden “Eskiçay”ın zaman içinde yatak değiştirdiği anlaşılmakta olup, Asliye Hukuk Mahkemesi aşamasında yapılan keşiflerde zeminde gösterilmiş ve keşfe katılan bilirkişi tarafından düzenlenen harita ve raporda, çekişmeli taşınmazların kuzey ve doğusunda yer alan … Çayının kadastro tespit günündeki yatağının kuzey doğusunda olmak üzere mevcut yatağı ile irtibatı kesilmeksizin haritasında işaretlenmiştir. Aynı şekilde güneyinde yer alan “… Hacı … tarlası ve taş arası” sınırı da 25 parsel sayılı taşınmaz olarak belirlenmiştir. … Köprüsü ve …Şosesi sınırı kısmen 27 parsel sayılı taşınmazın kuzeyini kapsamaktadır. Kadastro sırasında 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazlara uygulanan Haziran 1933 tarih 8 sıra numaralı tapu kaydı da “Ören” okuyan nokta şeklindeki batı sınırı nedeniyle değişebilir sınırlı kayıtlardan olup bu kaydın yüzölçümüne göre kapsamının ise 25 parsel sayılı taşınmazın güney doğu bölümünde kaldığı sabittir. Her iki tapu kaydına, miktarlarının toplamından çok fazla bir şekilde, 25 parsel sayılı taşınmaz ile 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazların Tapu Sicil Müdürlüğüne devir kararlarına konu olan bölümlerinden yer verildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kayıt maliklerinin değişir sınırlı tapu kayıtlarına dayanarak hak talep edebilme imkanları kalmamıştır.
2- Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinme koşulları:
Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk sahibi olunabilmesi için somut olayda davanın açıldığı 01.11.1946 ve en geç kadastro tespitlerinin yapıldığı 30.01.1957 tarihi itibariyle iktisap koşullarının gerçekleşmiş bulunması zorunludur. Devredilen davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde süren yargılaması sırasında mahallinde yapılan 13.05.1948, 14.05.1948, 16.04.1949 ve 25.04.1953 tarihli keşiflerde dinlenmiş yaşlı yerel bilirkişi ve tanık sözlerinden, çekişmeli taşınmazların Matrakçı mevkiinde ve … Çayının yatak değiştirmesinden sonra … Çayının güney batısında kalmış birer dönümlük iki küçük bölümünün eskiden beri tarım arazisi olarak kullanıldığı, çekişmeli taşınmazların geriye kalan bölümlerinin ise devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, çalılık, pürenlik ve makilik niteliğindeki yerlerden olduğu, hiç kimsenin zilyetliğinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kadastro tutanaklarının düzenlendiği 30.01.1957 günü itibariyle … veya Ankara’da Ağam Limited Şirketi yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. ve 17. maddelerinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının da gerçekleşmediği tereddütsüz olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan çekişmeli taşınmazların mera vasfında olduğu da kanıtlanamamış olup, davanın açıldığı ve kadastro tespitlerinin yapıldığı tarihler itibariyle çekişmeli taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu saptanmıştır.
3- 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/son maddesi koşulları:
Kadastro tespit günü itibariyle haklarında genel mahkemelerde gayrimenkulün aynına ilişkin dava bulunan taşınmazların kadastro tespitlerinin davalı olarak yapılmasında ve malik hanelerinin boş bırakılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Diğer taraftan, genel mahkemelerin de, kadastro tespitlerinin yapılması üzerine ellerinde derdest bulunan dava dosyalarında görevsizlik kararı vererek davaları Kadastro Mahkemesine aktarması gerekmektedir. Hakkında genel mahkemede derdest bir dava bulunurken kadastro tutanaklarının malik hanesinin doldurulması hukukça bir değer taşımadığı gibi, hakkında dava bulunması nedeniyle kesinleşmeyen tutanakların tapuya tescilleri da hukukça değer taşımamakta olup yolsuz tescil hükmündedir. Kural olarak böyle bir tescile dayanılarak hak talep edilemez. Ne var ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesi “Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda Medeni Kanun’un tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” özel hükmünü içermektedir. Somut olayda, haklarında tespit günü itibariyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava bulunduğu ve dava kadastro mahkemesine aktarıldığı halde, hukuken kesinleşmedikleri ve malik hanelerinin boş hükmünde olduğu hususunda hiçbir tereddüt bulunmayan çekişmeli taşınmazların kesinleştirilerek tapuya tescil edilmeleri hukuken yok hükmündedir. Hal böyle olunca, taşınmazlar tapuya kaydedildikten sonra intikal ve ifrazlar sonucu tapuda hak sahibi olanların iyiniyetli iktisaplarının korunabilmesi, 12/son koşullarının eksiksiz olarak yerine getirilmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bizatihi iyiniyetle iktisap, yolsuz tescilin korunması için yeterli değildir. Dairemizin yukarıda anılan ve mahkemece uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşturan bozma kararında da işaret edildiği üzere; yasanın bu hükmünden yararlanılabilmesi için; “yolsuz tescil tarihinden itibaren arazinin aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve en az 20 yıl süreyle kullanılmış bulunması gerekir. Yasa koyucu, tescil işlemi hukuka aykırı olsa bile 20 yıl müddetle taşınmaza bağlanan aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla tasarrufunu sürdürüp bu taşınmazı kendisinin bilen kişinin araziye olan bağımlılığına ve uzun süreli kullanımına değer vermiş bulunmaktadır.” Yolsuz tescil, hukukça bir değer taşımadığından, bu tescile dayanarak hak talep edenlerin hukuken taşınmaza zilyet olduklarını kabule de imkan bulunmamaktadır. Kayden malik görünen kişiler yönünden hukuki zilyetliğin sonuç doğurabilmesi ve zilyedin gerçek mülkiyet hakkını iktisab edebilmesi için dayanılan tapu kaydının usulüne uygun olarak tesis edilmiş olması diğer bir ifadeyle tesis kaydının hukuken geçerli olması gerekir. Kayıt – somut olayda olduğu gibi- yolsuz olarak tesis edilmiş ise kayıt sahibinin tapuya itimad prensibinden ve subjektif iyi niyetten yararlanabilmesi için Kadastro Yasası’nda getirilen özel hüküm niteliğindeki 12/son maddesi koşullarının lehine gerçekleştiğini kanıtlaması gerekir ki bu halde taşınmaz üzerinde tescil tarihinden itibaren eylemli olarak 20 yıl malik sıfatıyla zilyetlik unsurunun kanıtlanması yasal zorunluluktur. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun anılan maddesinde düzenlenen koşulların lehlerine gerçekleştiği kanıtlanmadıkça, tapuya itimat prensibinden yararlanılamayacağından yolsuz tescile dayanan kayıtlardan ifraz ve tedavüller sonucunda hak sahibi olanların mülkiyet hakkını kazandıkları kabul edilemez.
Dairemizin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına ilişkin bozma kararı uyarınca mahallinde yapılan 11.02.1993, 23.09.1993 ve 14.06.1994 tarihli keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dosyaya sunulan uzman bilirkişi raporu ve tutanağa geçirilen mahkeme gözlemine göre çekişmeli taşınmazlar üzerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesinin uygulanabilmesi için aranan nitelikte fiili zilyetliğin bulunmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan, aktarılan davanın Kadastro Mahkemesi esasına kayıt tarihi olan 10.10.1985 tarihinden sonra çekişmeli taşınmazlara ait tapu kayıtlarına kısa dönemler için kaldırılmış olsa da, davalı olduklarına ilişkin şerhler düşülmüş olup aktarılan davanın esasa kaydından sonra sürdürülen zilyetliğin malik sıfatıyla ve iyiniyetli olduğu da kabul edilemez. Bu açıklamalar ve tespitler karşısında kayıt malikleri yararına, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/son maddesinde öngörülen koşulların da gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
4- Kesin Hüküm değerlendirmesi:
Aktarılan dava dosyasının 1985 yılında Kadastro Mahkemesi esasına kaydından önce Hazine tarafından ilgili kayıt malikleri aleyhine, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden oldukları iddiasına dayanılarak açılan ve kısmen ya da tamamen Hazine aleyhine sonuçlanan davalar bulunmaktadır. Hazinenin sözkonusu davalarda taraf olması ve aynı hukuki nedene dayanıyor bulunması karşısında dosya içinde dava dosyaları bulunan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1982/221 E. 1985/287 K., 1982/222 E. 1984/179 K., 1983/499 E., 1985/290 K. ve 1983/501 E. 1985/291 K. sayılı ilamların Hazine aleyhine kesin hüküm oluşturacağı da tartışmasızdır. Bu nedenle mahkemece kurulacak hükümde; taraflar arasında kesin hüküm oluşturan 27 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşmuş 666 ve 667 parsel sayılı taşınmazlar ile 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675 ve 681 parsel sayılı taşınmazların bazı bölümleri ile 26 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşmuş 699 ve 700 parsel sayılı taşınmazların hükme konu krokileri esas alınarak ve kesin hükme değer verilerek karar verilmesi gerekmektedir.
III- Sonuç:
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece; çekişmeli 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazların dava ve temyize konu bölümlerinin, Hazine ile ilgili kayıt malikleri arasında görülüp kesinleşmiş ve bu dava yönünden kesin hüküm oluşturan Asliye Hukuk Mahkemesi ilamları gözetilerek, kesin hükme konu yerlerin ilgili kayıt malikleri adına, kesin hüküm kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise Hazine adına tescillerine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, haklarında görevsizlik kararı verilen kişiler, çekişmeli taşınmazlarda sonraki tarihli ifraz ve intikaller ile kayden malik olan kişilerdir. Mahkemece, kayden malik olan kişilerin talep ve davalarının da bu dava kapsamında değerlendirilip ihtilafın esası hakkında karar verilmesi gerekirken yanılgıya düşülerek aktarılan davanın kadastro mahkemesi esasına kaydedildiği tarihten sonra kayden malik olanlar hakkında görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir. Kabule göre; mahkemece bir kısım taraflar yönünden görevsizliğe karar verildiği halde, kurulan hükümde görevli mahkemenin gösterilmemesi de doğru değildir. Hükme yöneltilen temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun görülmeyen hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 825.00 TL vekalet ücretinin aleyhine temyiz olunan taraftan alınarak duruşmada kendisini vekil ile temsil ettiren taraflara verilmesine,15.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.