Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/4041 E. 2011/3503 K. 13.06.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4041
KARAR NO : 2011/3503
KARAR TARİHİ : 13.06.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu: GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacılar, 11.07.2001 tarihinde ölen miras bırakanı ve kardeşi …’in 11.04.2011 tarihinde noterde düzenlettirdiği vasiyetname ile sahip olduğu taşınmazların tamamını davalılara bırakmış olması nedeniyle saklı payının zedelendiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, saklı payını aşan vasiyetnamenin tenkisine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında vefat eden davacının mirasçıları davaya dahil edilmiştir. Davalılar; murisin babaları ile yaşadığını, kendilerinin de ölünceye kadar ona baktıklarını, vasiyetnamenin bu nedenlerle yapıldığını, saklı pay ihlalinin de bulunmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme hükmünün hukuki geçerlik kazanabilmesi için tefhim edilmesi gerekir. Mahkemece, hüküm fıkrası ile hükmün ne şekilde tefhim edildiği duruşma tutanağına yazılmak zorundadır. (HUMK. 151/2 ) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 3156 sayılı Kanunla değiştirilen 381. maddesi, hükümlerin ne şekilde tefhim edileceğini düzenlemiştir. Bu madde hükmüne göre, mahkeme, hazır olan tarafın iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararı tefhim eder. Kararın tefhimi, en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.
Bu hükümden anlaşılacağı gibi, mahkeme hükmü gerekçesi ile birlikte tam olarak yazılmış olsa bile, bunun duruşma tutanağına tamamen yazılması ve okunması gerekir. Zorunlu nedenlerle, hükmün gerekçesi ile birlikte tamamen yazılamadığı hallerde sadece hüküm sonucunun tefhimi ile yetinilebilinir. Hüküm sonucunun ne olduğu ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Mahkemece, “istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları” mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde duruşma tutanağına geçirilip okunmadan, hüküm tefhim edilmiş sayılamaz.
Somut olayda ise, mahkemece son oturum tutanağında “davanın kabulüne” denmekle yetinilmiş, hükme bağlanılan hususlar açıkça ve tek tek belirtilmemiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/II. maddesinde gösterildiği şekilde hüküm sonucu belirtmeyen böyle bir beyanla, hüküm tefhim edilmiş ve hukuki varlık kazanmış sayılamaz. Hal bölye olunca Mahkemece yapılacak iş, yeniden yargılama yapılarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 381. ve 388. maddelerinde ve 10.04.1992 günlü 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında gösterildiği şekilde hüküm vermekten ibarettir. Mahkemece bu yönün göz ardı edilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de tenkis davalarında mecburi dava arkadaşlığı olmadığı halde, gerekçeli kararda tenkis edilecek toplam miktarın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi de isabetsiz olup, davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 13.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.