Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/4286 E. 2012/851 K. 07.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4286
KARAR NO : 2012/851
KARAR TARİHİ : 07.02.2012

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 183 ada 23, 32 ve 38 parsel sayılı 2828.59, 3324.79 ve 8645.37 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı …, satın alma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazların adına tescili istemi ile dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve bağışlamaya da dayanmış; açılan davanın reddini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, çekişmeli taşınmazın davacı … ve davalı … ile payları belirtilmek suretiyle bir kısım … mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazların tapulu olduğu, taksim edilmediği, mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımının söz konusu olamayacağı, ancak mirasçılar arasında pay devrinin mümkün olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; verilen karar dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davalı …, kök muris …’in mirasçılarından … Oğuz’un kızı olup, annesi … halen sağdır. Davacı … ise, yine kök murisin mirasçılarından …’ün, kendisinden önce ölen eşinin kardeşi olup; bu durumda davacı da davalı da terekeye karşı 3. kişi durumundadırlar. Dosya kapsamı, fen bilirkişisi raporu ile tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarından davalı tarafın tutunduğu tapu kaydının çekişmeli taşınmazları kapsadığı anlaşılmaktadır. Keşifteki beyanlarda taşınmazların 1972 yılından beri davacı tarafın zilyetliğinde bulunduğu vurgulanmış ise de, kadastro tespit tutanakları içeriğinde ise davalı tarafın zilyet olduğu belirtilmiştir. Bu durumda tanık ve yerel bilirkişi sözleri ile tespit bilirkişilerinin beyanları arasında çelişki bulunmaktadır. Mahkemece zilyetlik konusunda tespite aykırı sonuca varılmasına rağmen 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30. maddesine aykırı olarak tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilmek suretiyle çelişki giderilmemiştir. O halde, doğru sonuca varılabilmesi için davacının taşınmazların tümünde malik sıfatıyla zilyet olup olmadığının tespiti açısından taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmak suretiyle senet tanıkları dinlenilmeli, satışa konu olmayan … mirasçılarının paylarının hukuki değerlerinin tespiti açısından dava dışı … mirasçılarının bilgilerine başvurulmalı, davacının hangi tarihten itibaren hangi sıfatla zilyet olduğu, zilyetliğin satın aldığı paylarla mı sınırlı olduğu yoksa taşınmazların tümüne yönelik mi olduğu araştırılmalı, davacı açısından satın almaya konu paylar yönünden 3402 sayılı Yasanın 13/B-b maddesinde öngörülen koşulların, satın alınmayan paylar yönünden ise 3402 sayılı Yasanın 13/B-c maddesinde de öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılıp değerlendirilmeli, gerek davacının gerek davalının 3.şahıs durumunda oldukları … …’nın ölüm tarihi itibarı ile terekesinin müşterek paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu gözönünde bulundurularak olayda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2. maddesi koşullarının bulunmadığı dikkate alınmalı, tespite aykırı sonuca varılması halinde çelişkinin giderilmesi bakımından mutlak suretle tespit bilirkişileri taşınmazların başında tanık sıfatıyla dinlenilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen yönler göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, taraf vekillerinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 07.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.