YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1489
KARAR NO : 2012/5761
KARAR TARİHİ : 28.06.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında Celaliye Köyü çalışma alanında kalan 689 parsel sayılı 169 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına dayanılarak payları da gösterilmek suretiyle Metin Kılıçlı ve arkadaşları adına tespit edilmiştir. İtirazı Kadastro Komisyonunca reddedilen davacı Hazine, taşınmazın deniz kumsalına tecavüz ettiği iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile bilirkişi kurulunca düzenlenen 10.07.2000 tarihli rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 138,16 metrekarelik bölümünün tescil harici bırakılmasına, (B) harfi ile gösterilen 29.84 metrekarelik bölümünün tespit gibi arsa payları oranında tespit malikleri adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili, davalılar …ve …, … …, …… ve …vekili, davalı…ve davalı…vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde, (B) harfi ile gösterilen bölümünün ise dışında kaldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmadığı gibi yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da hüküm vermeye elverişli bulunmamaktadır. Davalı tarafın dayanağını oluşturan ve 25.02.1960 tarih ve 195 sıra numaralı tapu kaydından müfrez tapu kayıtları Hazinenin taraf olduğu Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.11.1956 tarihli, 1955/212 Esas ve 1956/287 Karar sayılı tescil ilamı ile oluşmuştur. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin, istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava koşulu olup sözü edilen ilamın tarafı olan Hazineyi bağlayacağı, başka bir ifade ile Hazine aleyhine kesin hüküm oluşturacağı; tescil ilamının dolayısı ile tapu kaydının haritası da mevcut olduğuna göre kapsamının 3402 sayılı Kanun’un 20/A maddesi gereğince haritası uygulanmak suretiyle belirleneceği kuşkusuzdur. Ne var ki, mahkemece bu şekilde uygulama yapılmamıştır. Doğru sonuca varılabilmesi için mahkemece taşınmazın bulunduğu yeri iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız yerel bilirkişiler hazır edilerek taşınmazın başında yeniden keşif yapılmalı, davalı tarafın dayanağını oluşturan tapu kaydının geldisini oluşturan kök kaydına ilişkin tescil ilamı ve krokisi ile ifraz krokisi 3402 sayılı Yasa’nın 20/A maddesince gereğince yerel bilirkişi yardımı ve fen bilirkişi aracılığı ile zemine uygulanmalı, kapsamları belirlenmeli, özellikle kök kaydın kapsamının
belirlenmesinde diğer müfrez kayıtların uygulandığı taşınmazlar da dikkate alınmalı, fen bilirkişisine ilamın dayanağı harita, ifraz haritası ve kadastro paftası çakıştırılmak suretiyle yapılan uygulamayı, tapu kaydının kapsamını ve sınırlarını ayrıntılı olarak gösterecek şekilde, keşfi izlemeye elverişli ayrıntılı harita düzenlettirilmelidir. Bundan sonra taşınmazın tamamının ya da bir bölümünün davalı taraf tapu kaydının kapsamında kaldığının anlaşılması halinde bu bölüm yönünden Hazinenin davasının reddine ve davalılar adına tescile karar verilmesi, gerektiği düşünülmeli; kaydın kapsamı dışında kalan taşınmaz bölümü yönünden ise kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan yerin zilyetlikle kazanılıp kazanılmayacağı tartışılıp, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsiz olup tarafların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.