YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11056
KARAR NO : 2013/10637
KARAR TARİHİ : 12.11.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TESCİL
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı …, Çay Mahallesi çalışma alanında bulunan ve kadastro sırasında tescil harici bırakılan taşınmazın bir bölümü hakkında, vergi kaydı, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adına tescil istemiyle dava açmıştır. Yargılama sırasında davacı …’in ölümü üzerine mirasçıları olan eşi … ile çocukları ….. ve … davaya katılmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, hükme dayanak yapılan fen bilirkişinin 22.11.2012 tarihli rapor ekindeki haritada (A) harfiyle gösterilen 7189,83 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine ve davalı … Tüzel Kişiliği vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmaz bölümü yönünden, davacı lehine imar-ihya ve zilyetlikle edinme koşulları gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dava, TMK.nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Dava konusu yer, 1980 yılında yapılan tapulama sırasında ”geniş yol ve güneyinde mera parseli bulunduğundan” tespit dışı bırakılmıştır. Davacı, zilyetliğe dayalı olarak çekişmeli taşınmazı 20 yılı aşkın bir süredir kullandığını, TMK m. 713/1’deki iktisap şartlarının lehine oluştuğunu ileri sürerek adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacının aynı yere ilişkin olarak, aynı iddialarla açtığı tescil davası, Osmancık Asliye Hukuk Mahkemesinin 8.6.2000 gün ve 1985/64-2000/155 sayılı kararı ile “taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihi olan 15.4.1980 tarihi ile davanın açıldığı 8.2.1985 tarihi arasında yasanın aradığı 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap süresinin dolmaması” gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 714. maddesinde “kazandırıcı zamanaşımının sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında, Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 154/2. (eski BK m.133/2.) maddesine göre alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurduğu takdirde zamanaşımı kesilir. Tescil davalarında, zilyedin tescil istemiyle başvuruda bulunması dava, Hazine’nin veya tapu kayıt maliki mirasçılarının tescil istemine karşı koymaları da defi niteliğindedir. Zilyet tarafından dava açılması, davalı Hazine veya kayıt malikinin mirasçıları tarafından davaya karşı konulması zamanaşımını keser. Zamanaşımının kesilmesinin sonuçlarını belirten Türk Borçlar Kanunu’nun 156. (eski BK’nın 135.) maddesine göre, zamanaşımının kesilmesi halinde sürenin yeniden işlemesi gereklidir. Zamanaşımının kesilmesinin doğal sonucu ise, önceki sürenin hukuken geçersiz sayılmasıdır. O halde, önceki dava, süren zilyetliği kesmiştir. Dava tarihinden, tescil isteminin eksik süre yönünden reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihe kadar gerçekleşen zilyetlik ise, davaya konu olması itibariyle hesaba katılamaz. Sonradan açılan tescil davasında da zilyetlikle kazanma koşullarının tümünün birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bu itibarla, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin 1 ve 2. fıkraları gereğince açılan tescil davasının süre yönünden reddedilmesi halinde; aynı yerle ilgili olarak açılan ikinci davanın olumlu sonuçlanabilmesi için, ilk kararın kesinleşmesinden itibaren taşınmaz üzerindeki zilyetliğin davasız ve aralıksız ve malik sıfatıyla yeniden 20 yıl sürmesi gerekir. Bu ilke, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 19.01.2007 gün ve 2005/1 Esas, 2007/1 Karar sayılı ilamında da aynen benimsenmiştir. Hal böyle olunca, açılan ilk tescil davasının hangi tarihinde kesinleştiği belirlenmemiş ise de karar tarihi esas alındığında dahi, görülmekte olan temyize konu ikinci davanın 24.2.2003 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, ilk davanın kesinleşmesi ile ikinci davanın açılması arasında TMK m. 713’te öngörülen 20 yıllık yasal kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. Hal böyle olunca, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu yön göz ardı edilerek dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile davacı lehine tescil kararı verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden Belediye Başkanlığına iadesine, 12.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.