Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2013/8590 E. 2013/8871 K. 25.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8590
KARAR NO : 2013/8871
KARAR TARİHİ : 25.09.2013

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında … ada … parsel sayılı 7898.61 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına dayalı olarak tarla niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı … kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli taşınmazın 441.47 metrekare yüzölçümündeki bölümünün mera niteliği ile sınırlandırılmasına, kalan bölümünün tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılardan Orman İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalı … İdaresinin temyiz itirazları yönüyle;
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca askı ilan süresi içinde açılan kadastro tespitine itiraz davalarında davalı kadastro tutanağında adı yazılı olan tespit malikidir. Somut olayda, davacı … tarafından açılan ve yargılama sırasında tefrik edilen … ada … parsel sayılı orman niteliğindeki taşınmaz hakkındaki davası için Orman İdaresinin taraf olarak gösterildiği başka bir anlatımla temyize konu … ada … parsel sayılı taşınmaz yönüyle Orman İdaresinin taraf olarak gösterilmediği, Orman İdaresinin temyiz konusu taşınmaz hakkında davaya katılma talebi içeren harçlandırılmış dilekçesinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427 ve müteakip maddeleri ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 32. maddesi hükümleri uyarınca, hükmü temyiz etme yetkisi sadece davanın taraflarına aittir. Mahkemece karar başlığında taraf olarak gösterilmiş olması, hukuken taraf sıfatını kazandırmaz. Bu nedenlerle Orman İdaresinin temyiz inceleme isteğinin REDDİNE, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davalıya iadesine,
2- Davacı …’ın temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın bir bölümünün 4753 sayılı Kanun uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda oluşturulan tevzii haritasında mera olarak bırakılan kısımda, geri kalan bölümünün topak tevzi haritası kapsamında kaldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli olmadığı gibi dosyada bulunan delillerin takdirinde de yanılgıya düşülmüştür. Çekişmeli taşınmaza ait tespit tutanaklarının incelenmesinden 4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına oluşan 1962 tarih … tapu kayıdı kapsamında kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edildiği
2013/8590-8871
anlaşılmaktadır. Davacı … ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak dava açmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 46/1. maddesi, “4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallar bu Kanun hükümlerine göre doğan iktisap şartlarına istinaden zilyetleri adına tespit ve tescil olunur.” hükmünü içermektedir. Buna göre, 4753 sayılı Yasa uyarınca Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazların, öncesi itibariyle özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden bulunması ve tescil tarihi itibariyle zilyetleri yararına bu Yasa uyarınca (3402 sayılı yasa 14 vd. maddeleri) kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde zilyetleri adına tescil edilmeleri gerekmektedir. Ne var ki, mahkemece 3402 sayılı Yasa’nın 46/1. maddesi koşulları yönünden inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmadığı gibi çekişmeli taşınmaza uygulanan 1962 tarih 94 sayılı Hazine tapusunun taşınmazın bir kısmını kapsadığı geri kalan bölümünün toprak tevzi çalışmaları sırasında mera olarak bırakılan bölümler içinde kaldığı kabul edilmiş, toprak tevzii çalışmalarına kadar söz konusu bölümlerin kadim mera olarak kullanılıp kulllanılmadığı, kulllanılmamışsa, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 46/1. maddesi koşullarının davacı lehine gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamıştır. O halde, doğru sonuca varabilmek için taşınmazın bir kısmının komisyon haritasına göre mera parseli içerisinde kaldığı iddia edildiğine göre menfaati bulunmayan komşu köylerden seçilecek üç kişilik bilirkişi kurulu, zirai bilirkişi, fen bilirkişisi, hayatta iseler belirtmelik tutanağında imzaları bulunan bilirkişiler, taraf tanıkları ve kadastro tespit bilirkişilerinin huzuru ile yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşif sırasında bilirkişi ve tanıklardan, varsa tevzi çalışmaları sırasında uygulanan kayıt ve belgelerin çekişmeli taşınmazı kapsayıp kapsamadığı, çekişmeli taşınmazın öncesinin ne olduğu, kime ait bulunduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, kim ya da kimler tarafından hangi tarihten itibaren ve ne şekilde kullanıldığı, öncesinin mera, yayla gibi özel mülkiyete konu olamayacak ya da kaçak ve yitik kişilerden kalıp kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerlerden olup olmadığı, Hazine adına tapu kayıtlarının oluştuğu tarihten geriye doğru davacı ya da maliki evvellerinin 20 yılı aşkın zilyetliğinin bulunup bulunmadığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, bilirkişi ve tanık beyanları komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve tespit dayanakları olan belgelerle denetlenmeli, zirai bilirkişiden çekişmeli taşınmazların bitişiğinde bulunan 102 ada 3 nolu mera parselinin fiilen mera olarak kullanılıp kullanılmadığı, çekişmeli taşınmaz ile arasında doğal ya da yapay ayırıcı sınır bulunup bulunmadığı hususlarını da içeren taşınmazın değişik yönlerden gösteren fotoğrafları da eklenmek suretiyle ayrıntılı, denetlemeye elverişli rapor istenmeli, fen bilirkişisine keşfi izlemeye elverişli harita düzenlettirilmeli, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmeli, bir beldede geçmişte kaçak ve yitik kişilerin yaşamış olmasının, o yöredeki tüm taşınmazların kaçak ve yitik kişilerden kaldığı anlamına gelmeyeceği göz önünde bulundurulmalı, Hazine tapusunun oluştuğu tarihe kadar, Kadastro Kanunu’nun 46/1, 14 ve devamı maddelerinde sözü edilen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının davacı taraf lehine gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Diğer taraftan 3402 sayılı Yasa’nın 1. maddesi gereğince kadastro hakimi, çekişmeli taşınmazların tamamı hakkında doğru, açık ve infazı kabil hüküm kurmak zorundadır. Bu itibarla, çekişmeli taşınmazın mahkeme kararıyla ifraz edilmesi halinde ifraz edilen her bir bölümün, fen bilirkişi raporunda harflendirilerek yüzölçümlerinin gösterilmesinin istenilmesi; mahkemece de hükme esas alınan fen bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle ifraz edilen her bir bölüm
2013/8590-8871
hakkında ayrı ayrı karar verilmesi zorunludur. Mahkemece, hükümde fen bilirkişi raporuna atıf yapılmaması ve dosyada mevcut raporda, çekişmeli taşınmazın ifraz edilen her bir bölümünün harflendirilerek yüzölçümlerinin buna göre belirlenmemesi isabetsizdir. Kadastro hakimi, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde, doğru ve anlaşılır hüküm kurmak zorunda olup, hüküm fıkrasında fen bilirkişisinin rapor ve krokisi ile irtibat kurmaması ayrıca bozmayı gerektirmektedir. Ayrıca davanın 3402 sayılı Kanun’un 30/2. maddesinde belirtilen re’sen arastırma yetkisi içeren davalardan bulunmadığı halde davacının davasının reddine karar verildiği durumlarda taşınmazlar hakkında tespit gibi tesciline dair hükümle yetinilmesi gerekirken çekişmeli taşınmazın bir bölümünün mera olarak sınırlandırılmasında da isabet bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.