YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9661
KARAR NO : 2013/8917
KARAR TARİHİ : 25.09.2013
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında … ada …, …, …, … ve … parsel sayılı sırasıyla 2.452.250, 1.396.215,74, 4.030.576,09, 262.300 ve 456,928,13 metrekare yüzölçümündeki taşınmazların tespiti sırasında taşınmazlara ait iki ayrı tapu kaydının bulunduğu gerekçesiyle uyuşmazlık çıktığından, konu Kadastro Komisyonuna intikal etmiş, Kadastro Komisyonunca yetkisizlik kararı verilerek tutanak ve ekleri Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda çekişmeli … ada … ve … parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline, çekişmeli … ada … ve … parsel sayılı taşınmazların fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümlerinin bu parsellerden ifraz edilerek 09.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen payları oranında davacılar adına tesciline, kalan bölümlerin mera olarak sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davacılar …, … ve … ile davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında aleni yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama süresini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme süresini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı, duruşmaların açık yapılması kadar hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret edilmektedir. 1086 sayılı Yasa’nın 388. ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. ve 298. maddeleri kararın gerekçe içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Somut olayda, mahkemece yukarıda belirtilen hususlar göz ardı edilerek herhangi bir gerekçe belirtilmeden hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, dosya kapsamında yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da karar için yeterli bulunmamaktadır. Her ne kadar dava konusu … ada … ve … parsel sayılı taşınmazlar davalı Hazine adına, aynı ada 9 ve 12
2013/9661-8917
parsel sayılı taşınmazlar davacı şahıslar adına tespit edilmişse de kadastro komisyonu, tutanakları 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca yetkisizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine göndermiş olduğuna göre, hukuken tutanaklarının malik hanesi açık sayılmaktadır. Bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca, gerçek hak sahibinin re’sen belirlenmesi gerekirken, hukuken malik haneleri açık olduğu halde mahkemece … ada … ve … parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş, yine malik hanesi açık olarak tespiti yapılan dava konusu 179 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tutanağı, komisyon tarafından malik hanesinin doldurulması için Kadastro Mahkemesine gönderilmiş olduğu halde mahkemece bu taşınmaz hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış, tapu kayıtları tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile getirtilerek yöntemince uygulanıp kapsamı tayin edilmemiş, adlarına tescil kararı verilen davacıların belgesizden edindiği taşınmaz bulunup bulunmadığı ve kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği yöntemince araştırılıp tartışılmadan tespitte miktar fazlası olarak kabul edildikleri halde oldukça büyük taşınmaz bölümlerinin davacılar adına tesciline karar verilmiş, fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen bölümün dava dışı komşu köyde kaldığı bildirilmesine rağmen bu bölümün … ada … parsel sayılı taşınmaz kapsamında kaldığı kabul edilerek davacılar adına tescile karar verilmiş, Budaklar Köyü Tüzel Kişiliği’nin birleşen 1992/90 Esas sayılı dosyada, çekişmeli … ada …, …, …, … ve … parsel sayılı taşınmazların mera olduğu iddiası bulunmasına karşın usulüne uygun mera araştırması yapılmamış ve davacı köy tüzel kişiliği gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilmiştir. Kadastro Komisyonunca kadastro mahkemesine devredilen dava konusu …, …, …, … ve … parsel sayılı taşınmazların malik hanelerinin hukuken açık olduğu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca gerçek hak sahibinin re’sen mahkemece belirlenmesi gerektiği hususu göz önüne alınarak doğru sonuca ulaşılabilmesi için tapu kayıtları tesisinden itibaren gerektiğinde Genel Müdürlük’ten oluşum ve iktisap sebeplerini de gösterir şekilde getirtilerek yöntemine göre uygulanmalı ve kayıtlara kapsam tayin edilmeli, kayıt miktar fazlası bulunduğu takdirde Budaklar Köyü Tüzel Kişiliğinin birleşen dosyada ileri sürdüğü mera iddiası da göz önüne alınarak mera olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, mera olmadığı saptandığı takdirde mülkiyet belgesi olmayan ancak 1981 yılı ve öncesine ilişkin emlak kayıtlarının zilyetlik belgesi olabileceği göz önüne alınarak miktarlarınca uygulanıp kapsamları belirlenmeli ve emlak kayıtları kapsamında davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı, 1981 yılından kadastro tespitinin yapıldığı 1991 yılına kadar 20 yıllık süre dolmadığından miktar fazlasının zilyetlikle kazanılamayacağı da göz önünde bulundurulmak suretiyle, toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre ve gerekçesi açıklanarak bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene davacılara iadesine, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.