YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/2472
KARAR NO : 2006/4543
KARAR TARİHİ : 23.05.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tesbite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı … tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı, tapu kaydına ve kadastro öncesi sebebe dayanarak genel kadastro sonucu davalılar adına oluşturulan 103 ada 35 ve 36 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ve tescil isteği ile dava açmıştır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Davacı davaya konu edilen 35 ve 36 nolu parsellerin adına kayıtlı tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürerek iptal ve tescil isteği ile dava açmış, davalılar ise davanın reddini savunmuşlardır. Kadastro sırasında 34 nolu parsel tapu kaydına ve zilyetliğe dayalı olarak davacı, 36 nolu parsel tapu kaydına dayalı olarak davalılardan …, 35 nolu parsel ise zilyetliğe dayalı olarak … ve müşterekleri adına tesbit edilmiştir. Gerek davacının dayandığı 29.4.1991 tarih 6 sıra numaralı, gerekse davalılardan …’in dayanmış olduğu 18.4.1985 tarih 16 sıra nolu tapu kayıtlarının tescil ilamına dayalı olarak oluşturuldukları getirtilen tutanakların tapu kayıtlarının ve ilamların incelenmesinden anlaşılmaktadır. Davacının dayandığı tapu kaydının batı sınırı yol, davalı …’in dayandığı tapu kaydının doğu sınırı ise davacıyı okumaktadır. Davacı tapusunun çekişmesiz 34, davalı …’in tapusunun çekişmesiz 9 nolu parselle birlikte davaya konu 36 parsele uygunluğu yerel bilirkişi tarafından haber verildiği gibi bu yön mahkemeninde kabulündedir. Davacı tapusunun dayanağı tescil ilamının vede ona göre oluşan tapu kaydının ilamın tarafı olmayan davalı …’i, davalı …’in dayandığı tapu kaydı ile müstenidi tescil ilamının tarafı olmayan davacı yönünden bağlayıcılığı yoktur. Hal böyle olunca uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bilgisine başvurulan yerel bilirkişi ve tanık sözleri somut ve olaylara dayalı olmayıp uyuşmazlığın çözümüne elverişli bulunmamaktadır. Davacı tapusunun dayanağı olan tescil ilamı ile ilgili davanın açıldığı tarihte kaydın batı sınırında okunan yolun güzergahı bilirkişi ve tanıklara sorulup saptanmamıştır. Her iki tapunun haritası olup krokileri de ölçekli bulunduğuna nazaran uygulama kabiliyetinden yoksun oldukları söylenemez. 3402 s.K.Y.nın 20/A maddesinde kayıt ve belgelerin kapsamlarının harita, plan ve krokideki sınırlarına değer verilerek belirleneceği öngörülmüştür. Mahkemece açıklandığı biçimde de bir uygulama yaptırılıp kayıt kapsamlarının belirlenmesine de çalışılmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, öncelikle her iki tarafdan taşınmazları ve öncesini iyi bilen yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkla tüm tesbit bilirkişileri ve taraflarca gösterilecek tanıklar eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak gerek davacı ve gerekse davalı taraf tapuları ve haritaları yerel ve teknik bilirkişi aracılığıyla gereği gibi yerlerine uygulanarak kapsamları saptanmalı, 36 nolu parselin her iki taraf tapu kaydı kapsamında kaldığının saptanması durumunda bilirkişi ve tanıklardan hem 35 ve hemde 36 nolu parselin öncesinin kime ait olduğu, davacı ve davalı taraftan hangisinin zilyet ettiği, zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda yöntemine uygun biçimde aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, bu arada fen bilirkişisi aracılığıyla kamulaştırma haritasının uygulaması yapılarak kamulaştırılan alanın taşınmazlar içerisindeki miktar ve konumu belirlenmeli ve bu cümleden olarak taşınmazların (35 ve 36 nolu parseller) yol olarak kamulaştırılan alan içerisinde kalıp kalmadığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde kesin olarak belirlenmeli, taşınmazlarda tescil davalarının açıldığı tarihe kadar davacı tarafın 20 yılı aşan süre zilyet olması halinde davalı taraf tapusuna, davalı tarafın zilyet olması halinde davacı taraf tapusuna değer verilemeyeceği göz önünde bulundurulmalı, fen bilirkişisine yapılan uygulamaları ve keşfi izlemeye olanak verecek biçimde raporlu kroki düzenlettirilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Davacı …’nın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 23.5.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.