Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2008/2937 E. 2008/4170 K. 19.09.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/2937
KARAR NO : 2008/4170
KARAR TARİHİ : 19.09.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu …’nin alacaklısından mal kaçırmak amacıyla Adana Seyhan Zincirlibağlar Mahallesi 1183 Ada 12 parselde kayıtlı taşınmazının 1/16 hissesini 27.6.2002 tarihinde davalı …’e sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalı …, takip konusu borcun 70.000 YTL’sını kabul ettiğini, taşınmazı 23.000 YTL’sına sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, taşınmazı iyiniyetle ve raiç bedelle aldığını takip konusu alacağın muvazaalı olduğunu davanın süresinde açılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre tasarruf tarihinden haciz tarihine kadar iki yıllık dava açma süresi geçmiş olduğundan İİK’nun 278/2 maddesi uyarınca, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından anlaşıldığına göre davalı üçüncü kişi …’in davalı borçlu …’nin dayısının damadı olduğu iddia edilmiş, davalılar tarafından da bu akrabalık ilişkisi kabul edilmiştir. İİK’nun 280. maddesine göre “malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun, alacaklısına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde
bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını işlemin diğer tarafının bildiği veya bilmesi gerektiğinin açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir. Ayrıca işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerektiği belirtilmiştir. Üçüncü şahıs borçlunun üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrı hısımı ise borçlunun mevcut durumunu bildiğide yasal olarak kabul edilmiştir. O halde mevcut delillerin İİK’nun 280/1-2. maddesi kapsamında da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 19.9.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.