Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2008/3713 E. 2009/255 K. 29.01.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/3713
KARAR NO : 2009/255
KARAR TARİHİ : 29.01.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili davalılardan … …’a kendisine ait aracı bir kısmı peşin bir kısmı vadeli olarak sattığını ve kalan borcuna karşılık olarak çek aldığını, davalı borçlunun aracı kızına aldığını beyan ederek aracın satışı hususunda kendisinden vekaletname aldığını, daha sonra bu vekaletnameye istinaden aracı davalılardan … …’ye sattığını, …’in de diğer davalı … …’ya sattığını, aracın karşılığı olarak verilen çekin karşılıksız çıkması nedeniyle icra takibi yaptığını; ancak, borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını, borçlu davalının alacaklılarından mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak bu işlemleri yaptığını öne sürere,k anlaşmalı satışların iptalini ve araç üzerinde cebri icra yapma yetkisi tanınmasını talep etmiştir.
Davalılardan … … kendisinin de borçlu …’dan alacaklı olduğunu bu nedenle satış yetkisi kendisinde bulunan bu aracı aldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … …, aracı bir galeriden eski aracını vererek ve bir miktar da banka kredisi kullanarak satın aldığını, iyi niyetli olduğunu ve borçluyu tanımadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece son malik …’ın iyi niyetli olduğu ve davacının iddiasını kanıtlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Bu tür iptal davalarında amaç, borçlu tarafından yapılan tasarrufların iptaline hükmettirmektir. Diğer bir anlatımla yapılan işlemde borçlunun işlemin tarafı olması gerekir. İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde hep ‘borçlunun tasarrufu’ nedeni ile gerçekleşecek iptalin koşulları hükme bağlanmıştır. Somut olayda davalı borçlu … …, aracın satışına ilişkin 05.04.2005 tarihli sözleşmede doğrudan sözleşmenin tarafı olan satıcı veya alıcı konumunda olmayıp satıcı olan davacı … … vekili olarak, satışı yapan kişidir. Bu nedenle alacaklı davacının vekili olarak borçlu davalı …’ın yaptığı satış, İİK.nun 277 ve devamı maddeleri kapsamında tasarrufun iptaline konu olamayacağından mahkemece, farklı gerekçelerle de olsa davanın reddine karar verilmiş olması sonucu itibariyle doğru olup, karar yerindedir.
SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, 60.00.TL temyiz başvuru harcının davacıdan alınmasına ve aşağıda dökümü yazılı 1.60.-TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 29.1.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

Yerel Mahkemenin 21.4.2008 tarih 2005/352-2008/271 sayılı hükmün bozulması görüşünde olduğundan Dairenin 29.1.2009 gün 2008/3713-2009/255 sayılı ve sayın çoğunluğun değişik gerekçe ile onanması kararına karşıyım.
Davacı … … Mersin’de ikamet ettiğini mülkiyeti kendisine ait olan … plaka sayılı aracını Mersin’de marketçilik yapan davalı borçlu … …’a 10.000.YTL’si peşin 15.000.YTL’sı 15.7.2005’de ödenmek üzere çek alınarak satıldığını aracın teslim edildiğini, devir işlemlerini yapmak üzere 4.4.2005 tarihinde ve 15.7.2005 tarihine kadar geçerli olmak üzere (çek, keşide ödeme tarihi) oto satışı, özel vekaletname verdiğini ve davalı borçlununda hemen ertesi günü 05.04.2005 saat 09.00.’da davalı üçüncü kişi … …’ye satış yaptığını, …’inde 6 gün sonra davalı … …’ya sattığını davalılardan … ve …’in Malatya nüfusuna kayıtlı olup davalı …’ın ise Malatya’da görev yaptığını davalıların elbirliği ile hareket ederek, hile ile aracı kendisinden aldıklarını ve dolandırdıklarını bu olayla ilgili Cumhuriyet Savcılığında soruşturma başlatıldığını davalılar arasında muvazaalı olarak yapılan satış işleminin iptali ve aracı üzerinde cebri icra yapabilme yetkisi verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan … ve …’in Malatya nüfusuna kayıtlı olduğu …’ın ise Malatya’da hemşire olarak çalıştığı dosya içerisindeki nüfus kayıtları ve resmi belgelerden anlaşılmaktadır.
Davalı … …’ın yargılama aşamasında adresi tesbit edilememiş yapılan adres araştırmalarında marketçilik yaparken iflas ederek kaçtığı ve piyasaya borçlandığı, adresinin meçhul olduğu, tutuklandığı ve tahliye edildiği belirlenmiştir.
Araç alım satımı ile ilgili olarak davalılar … ve … hakkında Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/1386 Esas sayılı dosyasında dalandırıcılıktan dava açıldığı, halen derdest olduğu mahkemenin dosyayı getirterek duruşma tutanağına geçen incelemesinden görülmektedir.
Davalı … ve … savunmalarında BK.nun 18/2 maddesi uyarınca iyi niyetli üçüncü kişi olduklarını istikrarlı olarak ileri sürmüşlerdir.
Esasen mahkemece de davalı …’ın iyiniyetli olduğu bu nedenle davanın reddedildiğini gerekçesinde göstermiştir.
Öncelikle bir davada olayları ileri sürme, davanın taraflarına, nitelendirmeyi yapma mahkemeye aittir. Yukarıda açıklanan iddia ve savunma, maddi olaylara bakıldığında dava BK.nun 18.maddesine dayalı muvazaa nedeniyle satış işleminin iptalidir. Aşağıda daha geniş açıklanacaktır.
Ancak, davalı … …’ın diğer davalı … …’ye yaptığı 5.4.2005 tarihli satış sözleşmesi incelendiğinde satış sözleşmesinin altında, davacı M….’nin imzasının olduğu görülmektedir. Sözleşmenin aslı getirtilerek sözleşmede davacı … …’nin imzasının bulunduğu anlaşılması halinde kendisinden sözleşmeye ne amaçla imza attığının sorularak satışa icazet verme amacıyla imzalandığının ortaya çıkması halinde davacının davayı açmakta hukuki yararı olup olmadığı tartışılmalıdır.
Diğer yandan ileri sürülüş, savunma, maddi olaylara göre dava BK.nun 18.maddesine dayalı araç satış işleminin iptali ve araç üzerinde cebri icra yapma yetkisi verilmesi istemini içermektedir.
Kural olarak üçüncü kişiler (olayımızda davacı) muvazaa nedeniyle hakları zarar gördüğü takdirde tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı muamele (danışıklı işlem) ile haklarının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan bir alacağının bulunması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla muvazaalı muamele yapılması gerekir. Somut olayda da davacı …’in çeke dayalı alacağının bulunduğu görülmektedir. Bu borcun ödenmesini önlemek için dava dilekçesinde açıklanan şeklinde muvazaalı olarak araç satışını gerçekleştirildiği iddiasıyla bu dava açılmıştır. Davaya konu edilen satışın muvazaalı yapıldığı kanıtlandığı takdirde bu satışa konu edilen şeyden de alacağın tahsili için yararlanılabilecektir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için hukuki muamelenin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Davacının bu hakla ayni değil şahsi sonuç doğurur. Davacının muvazaanın varlığını kanıtlaması durumunda İİK.nun 283.maddesi kısmen uygulanarak alacağını alabilmek için kendisine cebri icra yetkisi tanınır. Bu davanın amacıda budur. Bu yön üzerinde durulmalı ve özellikle davalılar … ve … hakkında Asliye Ceza Mahkemeninde dolandırıcılık suçlamasıyla devam eden yargılamanın sonucu beklenilmelidir. Mahkemece son malik …’ın iyi niyetli aracı satın aldığı kabul edilerek davanın reddine karar vermiş olması doğru olmamıştır. Mahkeme iddianın dayanağının İİK.nun 277.ve devamı maddeleri olduğunu kararında yazmasına karşın sözü edilen maddelerde tasarrufun iptali için gösterilen nedenlerle ilgili delilleri toplayıp tartışmamış gerekçesine son malik …’ın iyi niyetli olduğunu yazmakla davayı BK.nun 18.madde hükmü çerçevesinde değerlendirdiğini ortaya koymuştur. Şayet mahkeme İİK.nun 277 ve devamı maddeleri hükümleri çerçevesinde araştırma ve inceleme yapmış olsaydı satışa konu aracın tasarruf tarihlerindeki gerçek değerlerini tesbit etmesi davalı …’in borçlu …’dan alacağı olduğunu bunun karşılığı olarak aracı aldığı yolundaki savunmanın 279.maddesi sözü edilen mutad ödeme olup olmadığı yönünden de araştırma yapması gerekirdi.Ne varki, sayın çoğunluk borçlunun vekaleten yaptığı tasarrufların, iptal davasına konu edilemiyeceği görüşü ile mahkemenin davanın reddini yolundaki kararını gerekçesi değişik olarak doğru bulmuştur. Kanımca, (Yukarıda açıklandığı biçimde satış sözleşmesinde davacının imzasının bulunma nedeni mahkemece araştırılacak) şekil olarak vekaleten yapılmış satış gibi görünse de, davacı ile davalı … arasındaki alım-satım konusundaki iradi birlik ile sözleşmenin kurulmuş olması, aracın bedeli ile ilgili davalı …’ın 15.7.2005 ödeme günlü 15.000.YTL’lik çek vermesi, vekaletin oto satışı ilgili ve çek’in ödeme tarihi ile sınırlı olması menkul mal niteliğinde olan davaya konu aracın borçlu …’a teslim edilmesi her ne kadar KTK.nun 20/d maddesi hükmüne göre araç satışlarının geçerli olabilmesi için noter satışının gerçekleşmiş olması halinin mutlak olarak her olayda uygulanmasının gerekmeyeceği, BK.nun 182.ve Medeni Kanunun menkul hükümlerindeki seylerin mülkiyetinin geçisine dair hükümleri ve somut olayın özelliğine göre davalı …’ın hakimiyetine geçmiş aracı noter senedi ile davalı …’e satış ile tasarrufun tamamlanmış alacağının kabulü gerekir. Bu haliyle iptal davasınada konu olabilmelidir.
Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması görüşündeyim.