Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/3893 E. 2010/1786 K. 02.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3893
KARAR NO : 2010/1786
KARAR TARİHİ : 02.03.2010

MAHKEMESİ :İzmir 11. Sulh hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne ve birleştirilen davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde, davalı-k.davacı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkilinin trafik sigortacısı olduğu aracın davalı tarafından alkollü kullanılması sırasında meydana gelen kaza sonucunda hasar gören iki araç için ödeme yapıldığını ileri sürerek, toplam 6.452,00 TL’nin davalıdan rücuan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleştirilen dosyada davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı … şirketi nezdinde kasko sigortalı olduğunu, oluşan kaza sonrasında hasar gördüğünü ileri sürerek, 5.300,00 TL hasar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir
Davalılar vekilleri, aleyhlerine açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı-davacı …’ın kazanın oluşumunda tam kusurlu olduğu ve salt alkollü olması nedeniyle kazanın meydana geldiği gerekçesi ile, asıl dosyanın kabulüne toplam 6.452,00 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren uygulanacak avans faizi ile davalıdan tahsiline,
Birleştirilen dosyada, araç hasarının kasko sigortası teminatı kapsamın dışında kaldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-k.davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı-k.davacı … vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, aracın trafik sigortacısı ve aynı zamanda kasko sigortacısı olan sigorta şirketi tarafından açılan rücuan tazminat ve birleştirilen dosyada da sigortalı tarafından açılan kasko tazminatı istemine ilişkindir.
2918 Sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Kasko sigortası Genel Şartlarının B.5.5 maddesinde; Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5. Maddesinde, taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü
Içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Mahkemece, aralarında nöroloji uzmanının da yer aldığı bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınmış ve kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği kabul edilmiştir. Araç sürücüsünün, kazadan sonra ölçülen promil düzeyi 0,22 olup, kaza sırasındaki alkol düzeyi yaklaşık olarak 0,49 promil olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişi raporunda kazanın oluş biçimi, kaza tespit tutanağı ile uyumludur. Buna göre, kaza akşam saatlerinde, ışıklı ve köprülü kavşakta meydana gelmiş, her iki araç sürücüsü de yeşil ışıkta geçtiğini beyan etmiştir. Yine bilirkişi raporunda, sigortalı aracın yeşil fasılalı ışıkta, kırmızı ışık yanacağını öngörerek ve sol tarafındaki, köprü altından gelen yolu görüş alanının da kısıtlı olması nedeniyle hızını azaltması gerektiği, bu kurallara riayet etmediği gerekçesi tam kusurlu olduğu ve kazanın da münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği belirtilmiştir.
Oysa kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiğini kabul edebilmek için, alkol dışında kazaya etki eden hiçbir unsurun bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle bilirkişi raporunda, yeşil fasılalı ışık ve akabinde dönüşen kırmızı ışığın yandığının kabul edilmesi, özellikle sol taraftan gelen yolun görüş alanın da kısıtlı olduğunun belirtilmesi ile sonuç olarak kazada alkol dışında başka hiçbir etkenin olmadığının kabulü kendi için de çelişkilidir. Zira, sürücünün tam kusurlu olması hali ile, kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelmesi birbirinden farklı durumlardır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; aralarında 2 nöroloji doktor ve 1 trafik kusur uzmanından oluşacak bilirkişi kurulundan, Olayın oluş şekli, yol ve hava durumu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da etkili olup olmadığının tesbiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli ve raporlar arasındaki çelişkileri giderici rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-k.davacı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-k.davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı-k.davacı … yararına BOZULMAZINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı-k.davacıya geri verilmesine 02.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.