Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/4432 E. 2010/2734 K. 25.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4432
KARAR NO : 2010/2734
KARAR TARİHİ : 25.03.2010

Mahkemesi :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak iddiasının reddi davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (alacaklı) vekili, İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün 2006/15694 Esas sayılı dosyasında yazılan talimat uyarınca Kemalpaşa İcra Müdürlüğü’nün 2006/871 Talimat sayılı dosyasında 09.10.2006’da ve yine İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün 2006/16496 Esas sayılı dosyasında yazılan talimat uyarınca, Kemalpaşa İcra Müdürlüğü’nün 2007/817 Talimat sayılı dosyasında 03.08.2007’da haczedilen Komatsu marka … model forkliftin davacı alacaklı tarafından borçlu …’na satılıp 17.07.2006’da teslim edildiğini ve karşılığında 5 adet bono aldıklarını, borçlu … Ltd.Şti.nin senetleri müteselsil kefil olarak imzaladığını, ancak senet bedellerini haricen tahsil edemeyince icra takibine konu ettiklerini ve borçlunun çok düşük bedelle üçüncü kişiye muvazaalı olarak sattığını öğrenerek forklifti haczettirdiklerini, üçüncü kişinin sunduğu faturadaki bedelin birinci el fiyatı olmasının,ödemeye ilişkin belgelerin sunulamamasının ve vergi dairesine satışla ilgili bilgi verilmemesinin muvazaalı satış yapıldığını gösterdiğini, bir an için üçüncü
kişiye yapılan satış gerçek kabul edilse bile iş makinesi olması nedeni ile noterde düzenleme şeklinde yapılmadığından satışın geçerli olmadığını belirterek davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmesini istemiş, iki ayrı icra dosyasına ilişkin iki ayrı dava açmış, aradaki bağlantı nedeni ile birleştirilerek yargılamalarına devam edilmiştir.
Davalı (üçüncü kişi) vekili, dava konusu forklifti fatura karşılığı ve bedelini ödeyerek takip borçlusundan satın aldıklarını, bunu da kanıtladıklarını, ödemenin gerçekliğinin ilgili bankalardan sorularak araştırılabileceğini belirterek davanın reddi ile istihkak iddialarının kabulüne ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlular), adına çıkartılan davetiye tebliğ edilememiş, yokluklarında yapılan yargılama ile karar verilmiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre; “haczin üçüncü kişinin iş yerinde yapılması nedeni ile İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğu ve ispat yükünün alacaklıya düştüğü, dava konusu forkliftin davacı tarafından davalı …’na satıldığı, bedelini ödemede temerrüde düşmesi karşısında satış sözleşmesinin feshedilmediği, ancak buna ilişkin alınan bonoların takibe konulduğu, icra takibi sırasında alacaklının sattığı aracın kendisine ait olduğunu ileri sürerek mülkiyet hakkında dayalı istihkak iddiasında bulunduğu, somut olayda alacaklının en fazla TMK’nun 952. maddesindeki istisnai duruma ilişkin hapis hakkına dayalı istihkak iddiasında bulunabileceği,bunun için de borçlunun borç ödemede güçsüzlüğe düşmesi ve alacaklının da tüm haklarını kullanmasına rağmen alacağını elde edememesi şartlarının bir arada bulunması gerektiği, alacaklının bu durumu da iddia ve ispat edemediği,üçüncü kişi ile borçlu arasında muvazaalı sözleşme yapıldığı iddiasının ise tasarrufun iptali davasının konusu olabileceği ” gerekçesi ile davalılar aleyhine açılan istihkak davasının reddine karar verilmiş;hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Alacaklı iki ayrı icra dosyasında, borçlulara ait olduğu iddiası ile aynı forklifti haczettirmiş,her ikisinde de üçüncü kişi mahcuzu fatura karşılığında satın alarak bedelini ödediği gerekçesi ile mülkiyet hakkında dayalı olarak istihkak iddiasında bulunmuştur.
İcra Müdürlüğ’nün İİK’nun 99. maddesi uyarınca verdiği 7 günlük yasal hak düşürücü süreler içinde istihkak iddiasının reddi davaları açılmış, aradaki maddi ve hukuki bağlantı nedeni ile birleştirme kararı verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
İki dava dosyasında da davacı (alacaklı) taraf, üçüncü kişinin istihkak iddiasının muvazaalı olarak ileri sürüldüğünü, mahcuzun borçluya ait olduğunu, alacaklıdan mal kaçırmak için satış yapılmış gibi gösterildiğini,şeklen de satışın geçerli olmadığını belirterek istihkak iddialarının reddine karar verilmesini istemiştir.
Alacaklı borçlulara satarak teslim ettiği bir menkul üzerine haciz konulmasını istemiş ancak ne icra dosyasında ne de yargılama sırasında mahcuza yönelik istihkak iddiasında bulunmamıştır.
Davanın, alacaklının İİK’nun 99. maddesi uyarınca açtığı “üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi” davası niteliğinde bulunduğu tartışmasızdır.
Her iki haczin de üçüncü kişinin iş yerinde yapılması ve borçluların bu adresle ilgilerini ortaya koyan delillerin dosyaya yansımaması nedeni ile İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi üçüncü kişi yararına bulunmaktadır. Karinenin aksini ispat yükü ise alacaklı tarafa düşmektedir.
Bir iş makinesi olarak ticaret ve sanayi odalarında tescili zorunlu olan dava konusu forkliftin, borçlular tarafından üçüncü kişiye yapılan devrinin geçerli olabilmesi için, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 22/c-2. aynı Kanun’un (5942 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik) 20/d, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 36/c maddeleri gereğince noterlerde düzenlenen geçerli bir satış sözleşmesinin bulunması gerekmektedir. Yargıtay uygulaması bu yöndedir (21.H.D. 2.3.2004 tarih 11013-1861 sayılı ilamı). Davacı alacaklı taraf böyle bir sözleşmenin bulunmadığını iddia ederken, davalı üçüncü kişi aksini kanıtlamaya elverişli bir sözleşmeyi dosyaya sunamamıştır.
Bu koşullarda açılan davanın kabulü ile üçüncü kişinin, birleşen iki dosyadaki istihkak iddiasının ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı (alacaklı) … İş Makineleri A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek
halinde temyiz eden davacı alacaklıya geri verilmesine 25.3.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
-KARŞI OY
Hukukta, ilke olarak, bir iç olgudan ibaret “irade” değil, iradeyi dış dünyaya yansıtan ve yürürlüğe koyan “beyan” esastır. İradenin, irade beyanı biçiminde dış dünyayı yansıyabilmesi için söz, yazı işaretler vs. biçimde bazı kalıp veya vasıtalara başvurulması zorunludur. Oysa, söz, yazı veya işaretlerden her biri bir şekil olduğuna göre, bu anlamda bütün irade beyanları ister istemez bir şekle bürünüp açıklanır hepsinde şekil vardır. Ne varki, genellikle beyan sahibi, iradesini hukuki kalıba döküp açıklayacağını tayin etmekte tamamen serbesttir. O dilerse, sözlü beyanda bulunabilir, dilerse işaretle, yahut adi veya resmi yazılı biçimde iradesini açığa vurabilir. Bu ihtimalde şekil serbestisinden bahsedilir. Bana karşı, diğer bazı ihtimaller de kanun veya tarafların iradesi gereği, beyan sahibi iradesini açığa vurmak için dilediği şekli seçme imkanından yoksundur. O, mutlaka belirli bir şekle uyumak mecburiyetindedir ki, bu durumda belirli bir şekle uyma zorunluluğu vardemektir. (Koca Yusufpaşa/Hatemi/Arpacı Borçlar Hukuku Genel bölüm cilt 1 sayfa 270) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 48. maddesi ile sözleşme hürriyeti anayasa ile teminat altına alınmış olduğu gibi BK. 1l/2’ye göre sözleşmeler hukukunda ilk olarak şekil serbestisi geçerlidir. Kanunun (BK.11/2) veya taraflar (BK. 16.) sözleşmenin geçerliliğini özel bir şekle tabi tutmamışlarsa, sözleşme, hiç bir şekle tabi olmadan serbestce yapılabilir. Bu söylenenenler karşısında, Borçlar Kanunu anlamında bir geçerlilik şekli olarak şekil zorunluluğu ancak kanunun veya tarafların rızası ile konulabilir. Kanunda açıkça öngörülmediği durumlarda örf ve adet hukukununa dayanarak
veya hakimin boşluk doldurması yolu ile şekil mecburiyeti yaratılamaz. Bunun yanında yönetmelik ile şekil zorunluluğu yaratılıp yaratılmıyacağı, yaratılmış ise yok sayılıp sayılmıyacağına gelince; yönetmeliklerinin doğrudan doğruya kanuna veya bir tüzüğe dayanması gerekir. (Anayasa M.124) Türk Hukuk Sisteminde Yönetmelikler normlar hiyerarşisinde yasa ve tüzükten sonra gelmekte oldukları gibi yönetmeliklerle yasaya aykırı veya yasa hükümlerini değiştirici nitelikte hükümler sevk edilmesi olanak dışıdır. (Danıştay 5.Dairesi) 25 Mayıs 1988 E ve 1997/778,K 1998/2659 sayılı kararı) Bir başka anlatımla kanundaki amir hükmün yönetmelikle daraltılması yada ortadan kaldırılması olanaksızdır. (AYİM 1. Daire 8.1.1994 tarih ve E.1993/778, K.1994/254 sayılı kararı) Buna rağmen yönetmelikle kanun veya tüzüğe aykırı bir düzenleme yapılmış ise adli yargıda yönetmelikteki bu düzenleme o sorun nedeniyle yok sayılarak işin çözümü olanaklıdır.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya geldiğimizde, tescilsiz iş makinalarının satımı konusunda Karayolları Trafik Kanununda veya başka bir kararda hüküm bulunmamaktadır. Kara yolları trafik Kanunun 20. maddesi tescili araçlara ilişkin olmakla somut olayda uygulanamaz.
Bu nedenle genel hükümlere göre bu makinaların nasıl satılacağı belirlenmelidir. Genel hükümler karşısında, bu makinaların menkul hükümünde sayılmaları nedeniyle resmi şekil şartı aranmaksızın satılacağı mülkiyetinin devredileceği sonucuna varılmıştır. (Y.19.HD. 20.10.2008 tarih E.2008/2635; K.2008/9777, Y.15.HD.08.02.1995 105-616 SA.KA) Kara yolları trafik yönetmeliğini 36. maddesindeki Düzenleme ise kanuna aykırı bir düzenleme olup, BK 11/2. maddesi hükmünü değiştirecek niteliktedir. Bu nedenle somut Olayda yok sayılması ve kanuna göre sorunun şekil serbestisi ilkesi esas alınarak çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle şekil serbestisini esas olarak sorunu çözen yerel mahkeme kararı doğru olup onanması gerektiği görüşünde olduğumdan yüksek çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum.