Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/12398 E. 2011/8089 K. 22.09.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12398
KARAR NO : 2011/8089
KARAR TARİHİ : 22.09.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı vekili, davalı tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalanan aracın kaza sonrasında hasar gördüğünü ileri sürerek, 42.180,00 TL kasko bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, aracın alkollü sürücü tarafından kullanıldığını, rizikonun sigorta teminatı dışında olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, rizikonun teminat dışında olduğunun davalı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden doğan sigorta bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacıya ait aracın davalı şirket nezdinde kasko poliçesi ile sigortalı olduğu ve dava dışı Oyakbank Şanlıurfa şubesi ‘nin dain ve mürtehin olarak poliçede gösterildiği, bankanın araç üzerinde rehin hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır. Sigortalı araç üzerinde dain ve mürtehinin de menfaati bulunduğundan hasar tazminatını talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle sigortalının talep ettiği tazminat dain ve mürtehinin muvafakatı olmadan ödenemez. O halde, öncelikle dain mürtehinin davaya muvafakatı alınarak, yargılamaya devam olunması gerekirken anılan husus gözardı edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Uyuşmazlık; sürücünün alkollü olup olmadığı ve trafik kazasının salt alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediği, dolayısıyla hasarın kasko poliçesi teminatı kapsamında kalıp kalmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Kaza sonrasında, araç sürücüsü hakkında düzenlenen adli raporda alkollü olduğu belirtilmiş, yargılama sırasında dinlenen kaza tespit tutanağı tanıkları da sürücüden gelen kokudan, hal ve hareketlerinden alkollü olduğunu düşüdüklerini ifade etmişlerdir. Her ne kadar adli raporu düzenleyen doktor tanık olarak alınan beyanında sürücünün ağzını koklamadığını, üzerinden alkol kokusu geldiğini söylemiş ise de olaydan sonra düzenlenen adli raporda tereddütsüz biçimde sürücünün alkollü olduğunun yazılması ve tutanak beyanları karşısında sürücünün kaza sırasında alkollü olduğunun kabulü gerekir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 48.maddesi; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97.maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2” bendinde “Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı” kenar başlığı altında; Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5.maddesinde “Teminat dışı kalan zararlar” kenar başlığı altında; taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte;Kasko Sigorta Poliçesi Genel Şartlarının A.5.5.maddesinin dayanağını teşkil eden Karayolları Trafik Kanununun 48.maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması
nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki yönetmelik düzenlemesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97.maddesinde yukarıda anılan yasa hükmün tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt;(mücerret) 0.50 promil üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin, yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması, tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü TTK.nun 1281 maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Mahkemece nöroloji uzmanı ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisi ile meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekir.(YHGK. 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840 sayılı ilamı, 19.4.2000 gün ve 2000/11-806-801 sayılı ilamı, 15.4.1998 gün ve 1998/11-258-273 sayılı ilamı, 15.4.1998 gün ve 1998/11-258-73 sayılı ilamı, HGK. 07.04.2004 tarih, 2004/11-217 Esas ve 212 Karar sayılı ilamı)
3-Hasarın teminat kapsamında kaldığının kabulü halinde ise ödenecek tutar sigorta bedeli değil, sigortalının gerçek zararı olup bu tutarın belirlenmesi için somut uyuşmazlıkta araç pert kabul edildiğine göre, poliçede yer alan “0” km araç klozunun değerlendirilmesi ve hasarlı aracın sigortalıda mı sigorta şirketinde mi kalacağının kesin olarak belirlenmesi suretiyle tespit edilecek gerçek zarara
hükmedilmesi gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu yetersiz olup anılan hususlarda ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı …Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … şirketine geri verilmesine 22.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.