YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2345
KARAR NO : 2010/4795
KARAR TARİHİ : 27.05.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında özetle; Borçlu hakkında önceden yapılmış bir haciz işleminde borca yetecek derecede mallarının bulunmadığının tesbit edilmesi ve borçlunun da aynı anlamda mal beyanında bulunması düşünüldüğünde alacaklıdan tekrar aciz belgesi alması istenilmesi, ibraz edilmemesi halinde davanın reddine sebep kabul edilmesinin isabetli görülmemesine, bu durumda mahkemece işin esasına girilerek taraf delillerinin toplanması, değerlendirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davalılardan … hakkındaki davanın reddine, … hakkındaki davanın kabulüne, taşınmazın gerçek değeri olan 48.729.70 TL.nin davacının alacak ve ferileri ile sınırlı olmak kaydı ile davalılardan …’den tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Bu tür davalarda borçlu ile doğrudan işlemde bulunmayan ve dördüncü kişi konumunda olan kişi hakkındaki davanın kabulü o kişinin kötü niyetli olduğunun kanıtlanmasına bağlıdır. Bu kişiler hakkında İİK.nun 278. maddesi değil, 282. maddesi delaletiyle 280. maddesi uygulanır. Bu maddeye göre kendisine yapılan tasarrufun iptal edilebilmesi için borçlunun işlemleri zarar verme kastıyla yaptığı, içinde bulunduğu mali durumu ve zarar
2010/2345
2010/4795
verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Somut olayda davalı … borçlu ile işlemde bulunan kişi olmayıp taşınmazı borçlunun sattığı kişiden devir alan dördüncü kişidir. Tasarrufa konu edilen taşınmaz borçlu tarafından 10.12.2003 tarihinde satıldıktan sonra 12.05.2005 tarihinde yapılan keşif sırasında ve 10.10.2007 tarihinde yapılan haciz sırasında tutulan tutanaklardan satılan taşınmazda halen borçlu davalının oturmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bir kişinin satmış olduğu taşınmazda dört yıldan fazla bir süre oturuyor olması hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu nedenle mahkemece tasarrufa konu edilen taşınmazda borçlu davalının uzun süre oturması, taşınmazda hangi sıfatla oturduğu, davalı … ile borçlu arasındaki ilişkinin ne olduğu konusunda yeterli araştırma ve incelemenin yapılması, taraflardan bu konuda delillerinin istenilmesi ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davalılardan … hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 27.5.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.