Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/2410 E. 2010/5479 K. 14.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2410
KARAR NO : 2010/5479
KARAR TARİHİ : 14.06.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalıya ait, müvekkili şirkete trafik sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olarak karıştığı trafik kazası sonucu, zarar gören karşı araç malikine poliçe kapsamında 5.000.00 TL tazminat ödendiğini belirterek, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a. maddesi uyarınca, bu meblağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kusur oranını kabul etmediklerini, olayda kasıt yada ağır kusur bulunmadığını, TTK.’nun 1278. maddesi uyarınca, davacının rücu hakkının olmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, olayda, sigortalı araç sürücüsü tam kusurlu olup, davacının rücu hakkının bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 5.000.00 TL’nın, 12.04.2006 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, trafik sigortası poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a. maddesinde; tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise, sigortacının sigortalısına rücu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Daire’nin yerleşmiş uygulamalarına göre, Genel Şartların bu maddesinde “tam kusur” dan değil, “kasıt” veya “ağır kusur” dan söz edilmekte olup, ağır kusur kavramının kasta yakın bir kusurun varlığını ifade ettiği kabul edilmektedir.
Somut olayda, sigortalı araç sürücüsünün, önünden giden ve trafik zarureti ile yavaşlayan araca arkadan çarpmasıyla meydana gelen kazada %100 kusurlu olduğu ve davacı sigortacının sigortalısına rücu hakkının bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Yukarıda anılan ilkeler doğrultusunda, sürücünün açıklanan bu ihlali kasıt veya ağır kusur olarak nitelendirilemez.
Öte yandan, davacı … şirketi vekili rücu istemini, sürücünün kaza yerini terk ettiği iddiasına dayandırmıştır. Trafik kazası tespit tutanağında, sürücü olduğunu beyan eden …’nun, kaza mahalline görevlilerden 30 dakika sonra gelmesi nedeniyle, sürücü olmadığı yönünde şüphe oluştuğu notu düşülmesi, tek başına sürücü değişikliği yapıldığını ve rizikonun teminat dışında kalmasını gerektirmez. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, sürücü …’nun yeterli ehliyetnameye sahip ve alkolsüz olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, davacı sigortacının, sürücünün kasta dayanmayan tam kusuru sebebiyle verdiği zarardan dolayı üçüncü kişiye ödediği tazminat bakımından rücu hakkının bulunmadığı gözetilerek, davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 14.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.