YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/302
KARAR NO : 2011/206
KARAR TARİHİ : 20.01.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı … şirketine kaskolu müvekkiline ait aracın tek taraflı kazada hasarlandığını, 15.000 TL tutarında zarar meydana geldiğini diğer davalı belediyenin olayda 4/8 oranında kusurlu olduğunu belirterek 15.000 TL tazminatın davalı sigortacıdan ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile diğer davalı belediyeden kusur oranına isabet eden 7.500 TL.nin kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiştir.
Davalı … Sigorta A.Ş vekili, davacının doğru ihbar yükümlülüğüne uymadığını, olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini hasarın teminat dışında kaldığını ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili kusuru, hasarı kabul etmediğini müvekkili idarenin gerekli işaretlemeleri yaptığını ve önlem aldığını hizmet kusuruna dayanan iş bu davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı … hakkındaki davanın hasar poliçe teminatı dışında kaldığından reddine, davalı … hakkındaki davanın idari yargı görev alanına girdiğinden yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı … aleyhine açılan dava hizmet kusuruna dayalı olup 2560 sayılı yasa hükümleri gereğince idari yargı mahkemelerinin görev alanına girmesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK.nun 48. maddesinde alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin ” Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeleri ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı ” başlıklı 97/1 maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde, alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kazadaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.5.5. maddesinde; Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigorta Genel Şartlarının A.5.5 maddesinde taşıtın karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların kasko poliçesi teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte Kasko Sigortası Genel şartlarının A.5.5.maddesinin dayanağını keşkil eden KTK.nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olarak tanıyan hükümde yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasagının getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından
geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulüde mümkün değildir.
O halde hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alküllü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK.nun 1281.maddesi hüküm gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün onarımın doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleyip gerçekleşmediğinin alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK.nun 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK.nun 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18;) YHGK.nun 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda davacı araç sürücüsü olay anında 0.65 promil aklollü olarak araç kullanırken yolda bulunan logar çuru kapağının açık olması ve bu kapağın 45 cm ebadında karton kutunun içine konularak, karton kutunun açık bırakılan logar çukurunun önüne bırakılması sonucu gece saatlerinde yağışlı hava ıslak ve kaygan zeminde sürücünün aracı ile hızlı seyretmesi nedeniyle karton kutudan kaçmak için manevra yaptığı esnada direksiyon hakimiyetini kaybederek gidiş istikametine göre yolun solunda bulunan otele ait ihata duvarına aracın ön ve yan kısmıyla çarpmıştır. Ancak yukarıda açıklanan ilkelere göre sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığıın saptanması gerekir. Bu konuda mahkemece alınan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş önceki 27.1.2009 tarihli raporu düzenleyen bilirkişi kurulundan ya da gerektiğinde 2 noroloji ve 1 trafik uzmanı bilirkişilerden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulundan olayın oluş şekli, yol ve hava durumu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip kazanın mühhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin başka unsurlarında etkili olup olmadığının tesbiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli ek rapor veya rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3-Kabule göre de; Mahkemece 8.4.2009 tarihli oturumda 2 nolu ara kararı ile bilirkişilerden kazanın münhasıran alkülün etkisi altında meydana gelip gelmediğinin bildirilmesi için ek rapor aldırılmasına karar verildiği halde ara kararı yerine getirilmeden veya hiç bir gerekçe gösterilmeksizin bu ara kararından dönülmeden önceki rapora göre yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması da isabetli değildir.
SONUÇ:Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı …’e geri verilmesine 20.1.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.