Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/3897 E. 2010/7425 K. 28.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3897
KARAR NO : 2010/7425
KARAR TARİHİ : 28.09.2010

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 28.9.2010 Salı günü davacı … tarafından gelen olmadı. Davalı Güven Sigorta T.A.Ş. vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı vekili dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü.

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, meydana gelen kazada aracın ağır hasar gördüğünü, hasar bedelinin sigorta şirketi tarafından ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 6.000 TL tazminatın olay tarihinden işleyecek reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 25.000 TL olarak arttırmıştır.
Davalı vekili,kaza sırasında araç sürücüsünün alkolü olduğunu kazanın bu nedenle meydana geldiğini davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı”
Başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Dava konusu kazaya ilişkin olarak düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında, sürücünün alkolmetre ile alkol ölçümü yapılmış alkolsüz olduğu tespit edilmiş, tutanağı düzenleyen görevli mahkemede tanık sıfatı ile dinlenmiş; sürücüye iki kez alkolmetre ile ölçüm yaptığını sürücünün alkollü çıkmadığını belirtmiştir. Olaydan sonra sürücünün Adli tıp kurumu Ankara şube müdürlüğü’nden alınan raporunda alkol oranı belirtilmeden sürücünün alkollü olduğu belirtilmiş, mahkemece alkol oranının belirtilmesi için yazılan yazıya elyazısı ile 0.32 promil alkollü olduğu yazılmış yazıyı yazan doktor ve kimlikleri belirtilmeyen kişiler tarafından imzalanmıştır. Mahkemece, alkol raporuna dayanak kayıtların istenmesi için yazılan yazı cevaplarına ise, düzeltme için kayda girilmesi gerektiği bununda zaman kaybına neden olacağı için el yazısı ile yazıldığı belirtilerek dayanak kayıtlar gönderilmemiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ise sürücünün adli tıp kurumu raporu ile alkollü olduğunun tespit edildiğini, tutanak düzenleyen polis tarafından yapılan ölçümün alkolmetrenin bozuk olması veya gereği gibi kullanılmamasından kaynaklanmış olabileceği belirtilmiş kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği kabul edilmiş ve buna göre hüküm kurulmuş ise de; olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığı değerlendirilmemiştir.
Dosyada mevcut 22.6.2006 tarihli tutanakta polis ekibinin aldıkları ihbar üzerine olay yerine geldikleri, olay yerinde bulunan davacıya ait aracın kaçmaya başladığını
görevli polislerin bu aracı takip ettiği sırada aracın kaza yaptığı belirtilmiş, ihbarın nedeni olarak belirtilen suçlardan sürücünün beraat ettiği anlaşılmıştır.
O halde; mahkemece, iki nöroloji uzmanı ve trafik konusunda bir bilirkişi uzmanından oluşturulacak bilirkişi kurulundan, öncelikle adli tıp kurumundan alkol ölçümüne dayanak yapılan belgeler getirtilerek, araç sürücüsünün alkollü olup olmadığı, kaza tutanağını düzenleyen tutanak mümzii tarafından yapılan ölçümde alkolsüz çıktığı gözetilerek çelişkinin giderilmesi, sürücünün alkollü olduğunun tespiti halinde, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediği, olayın oluşuna yol ve hava durumunun veya başka unsurların da etkili olup olmadığının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime açık ve raporlar arasındaki çelişkileri giderici rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve duruşmada vekille temsil olunmayan davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 28.9.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.