Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/4141 E. 2010/5986 K. 28.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4141
KARAR NO : 2010/5986
KARAR TARİHİ : 28.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Davacı vekili, davalının aracının Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının müvekkilince yapıldığını, aracın alkollü sürücü tarafından kullanıldığı sırada meydana gelen kazada üçüncü kişinin öldüğünü, ölenin yakınlarına 14.07.2005 tarihinde 24.291,21 TL tazminat ödendiğini, ancak ödenen zararın teminat dışı olduğunu ileri sürerek, bu meblağın avans faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, sürücünün alkollü olmasının kazada mutlak tesirinin olduğu, bu nedenle araç malikinin sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 23.234,49 TL’nin yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Mahkeme kararı davalı tarafından 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre kendisine yapılan tebligata göre, temyiz süresi geçirildikten sonra temyiz edilmiş ise de; davalıya karar tebliği anılan yasada öngörülen hükümlere göre usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Davalıya yapılan ilk tebligat, adres yetersizliğinden iade edilmiş olup, bu durumda mahkemece yeterli araştırma yapılarak tebligat yapılması gerekmektedir. Mahkemece C Savcılığı aracılığı ile bir kısım adres araştırmaları yapıldıktan sonra, daha önce yetersiz olduğu belirlenen adrese anılan hükme göre tebligat yapılmış ise de; esasen Nüfus Müdürlüğü’nün güncellenen kayıtlarına göre adres araştırması yapılarak, buna göre tebligat yapılması, bunun iadesi halinde anılan hükme göre tebligat yapılması gerekirken, bu hususlara uyulmaksızın yapılan ilk tebligat doğru olmadığından, buna göre yapılan karar tebliği de doğru olmadığından, temyiz istemi süresinde kabul edilerek temyiz itirazlarının esasının incelenmesine geçilmiştir.
Bir davanın görülmesi için taraf teşkilinin sağlanması esas olup, hakimin bu hususu re’sen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. HUMK’nun 73. maddesinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre; mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu nedenle tebligatın davadaki önemi büyüktür. Tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olması nedeniyle, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Somut olayda; yukarıda da açıklandığı gibi davalıya yapılan dava dilekçesinin tebliği de dahil olmak üzere tüm tebligatlar 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine aykırı olarak yapılmıştır. Bu nedenle davalıya Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebligat yapılması, taraf teşkili sağlandıktan ve davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verildikten sonra işin esasına girilerek sonuca ulaşılması gereklidir.
2-Kabule göre de; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, araç sürücüsünün aldığı alkol oranının kazada mutlak etken olduğu belirtilmiş ise de Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece aralarında nöroloji uzmanı ve trafik konusunda uzman bilirkişilerin bulunduğu üçlü bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halde ise davanın reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (Bkz.YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Bu durumda mahkemece, bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak, alkollü olduğu anlaşılan sürücünün neden olduğu kazanın, münhasıran alkolün etkisi altında olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz rapora göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda, 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 28.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.