Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/4574 E. 2010/11293 K. 20.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4574
KARAR NO : 2010/11293
KARAR TARİHİ : 20.12.2010

MAHKEMESİ : Mersin Asliye 3. Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu … aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazlarını diğer davalılara satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili ile davalı borçlu davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı … usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, taşınmazların satışı sırasında davacı haczinin dava konusu taşınmazlar üzerinde mevcut olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek
2010/4574
2010/11293
olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan bir davadır.
Davaya konu edilen taşınmazlardan 14 numaralı bağımsız bölüm üzerinde karar tarihi itibariyle dahi davacının haczi bulunduğuna göre davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira tasarrufun iptali davasının sonunda davacının davası haklı bulunduğu takdirde davacıya cebri tahsil imkânı verilecek olup mevcut durum itibariyle de davacının 14 nolu taşınmaz üzerinde cebri tahsil imkanı vardır. Bu taşınmaz açısından davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki dava konusu ikinci taşınmaz olan 79 nolu bağımsız bölüm üzerinde bulunan davacı haczi, davalı borçlu tarafından Mersin 1. İcra Hukuk Mahkemesi’ne yapılan müracaat sonucu verilen 02/06/2008 tarihli 2008/486 esas ve 2008/467 karar sayılı ilam ile kaldırılmış olup bu karar nitelik itibariyle kesin bir karardır. Bu durumda davacının haczi 02/06/2008 tarihinde kalkmış durumdadır. Kaldı ki dosya arasına getirtilen tapu kaydında da haczin kalktığı anlaşılmaktadır. Buna göre işbu davanın 06/06/2008 tarihinde açıldığı ve dava tarihinde davacının 79 nolu bağımsız bölüm üzerindeki haczinin kaldırılmış olduğu da nazara alınarak davaya devam edilmesi ve iptal koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin 14 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davacı vekilinin 79 nolu bağımsız bölüme ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 20.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.