YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5968
KARAR NO : 2010/9672
KARAR TARİHİ : 09.11.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalanan araca, davalının işleteni- sürücüsü olduğu aracın çarpması sonucunda hasar gördüğünü, hasar bedelinini sigortalıya ödendiğini ileri sürerek, ıslah dilekçesi ile 4.920,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, TTK’nun 1301’nci maddesi uyarınca kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde 6/8 oranında kusurlu olduğunu ileri sürerek, sigortalıya ödenen tazminatın 6/8 oranına isabet eden kısmının tahsilini talep etmiştir.
Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile davalı sürücünün olayda 8/8 kusurlu bulunduğu saptanması üzerine davacı ıslah dilekçesi ile tam kusura göre, tazminat miktarını artırmıştır.
HUMK’nun 83. maddesi uyarınca, ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltilmesidir. Islahın amacı, yargılama süresinde, şekli ve süreye aykırılık sebebi ile ortaya çıkacak maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmaktır. Ancak, açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslah konusu olamaz.
Bu durumda, davacı dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş ise de, açıkca kusur oranı konusunda fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmamış, 6/8 kusur oranı ile kendisini bağlamış olup, tazminatın dava dışı bıraktığı kısımından zımnen feragat ettiğini kabulü gerekir. (HGK.nun 14.12.2005 gün 2005/17- 736- 722 sayılı kararı)
O halde mahkemece, 6/8 kusur oranına isabet eden kısım üzerinden tazminata karar verilmesi gerekirken, HUMK.nun 74.maddesine aykırı olarak ve talep aşılarak fazla tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 9.11.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
Davacı her ne kadar dava dilekçesinde, davalının 6/8 kusur oranına göre talepte bulunmuş ise de yargılama sırasında alınan kusur raporuyla, davalının tam kusurlu olduğu tespit edilmiş; bu nedenle de davasını ıslah ederek davalının tam kusurlu olmasına göre tüm zararının tahsilini istemiştir.
Mahkemece de ıslah talebine göre dava kabul edilmiş, davalının tam kusurlu olduğu kabul edilerek buna göre karar verilmiştir.
Yüksek Dairenin çoğunluk görüşüne göre; davacı dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutmadığından artan
kusur oranına göre davasını ıslah edemez. Bu nedenle davacının ıslahı kabul edilmeyerek, 6/8 kusur oranına göre karar verilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.
Yüksek Dairenin çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerle katılmıyorum:
Her ne kadar somut olayda davacı, dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutmamış ise de bu durumdan, davacının zımnen fazlaya dair haklarından da feragat ettiği sonucuna varılması bizce mümkün değildir. Ayrıca feragat beyanının, açık ve net bir ifadeyle yapılması gereklidir. Bu sebeplerle, fazlaya dair hakların saklı tutulmamasının, davanın ıslahına engel olacağını düşünmüyorum.
Kural olarak yargılama sırasında tarafların her zaman yeni iddia-savunma veya taleplerde bulunmaları mümkündür. Bu yeni iddia-savunma veya talepler, karşı tarafın iddianın veya savunmanın genişletildiği itirazıyla karşılaşmadığı sürece Mahkemece nazara alınması gereklidir. Eğer karşı taraf iddia veya savunmanın genişletildiği itirazında bulunursa bu takdirde mahkemece yeni iddia ve talepler nazara alınamaz. Bu durumda ilgili tarafın davasını ıslah etmekten başka çaresi kalmaz. HUMK m.83 ilâ 90 hükümleri de bu durumda ıslaha cevaz vermektedir. Davanın ıslahı, karşı tarafın kabulüne de bağlı değildir. Bu nedenle kural olarak taraflar, iddia ve savunmalarını genişletebilecekleri hemen her konuda davalarını ıslah edebilirler. Ancak istinai olarak Kanunlarda ıslah hakkının sınırlandığı haller bulunabilir. Fakat somut olaydaki gibi artan kusur oranına göre davanın ıslah edilmesine engel olacak herhangi bir hüküm gerek HUMK’da gerekse diğer mevzuatımızda bulunmamaktadır.
Bu sebeplerle, davacının fazlaya dair haklarını saklı tutmadığı gerekçesiyle artan kusur oranına göre davasını ıslah edemeyeceği yönündeki çoğunluk görüşünün, ıslah hakkının kısıtlanması anlamına geldiğini düşünüyorum. Yasada, ıslah hakkının bu düşünceyle kısıtlanmasına imkan verecek istisnai bir hüküm bulunmadığına göre; tamamen yorum yoluyla ulaşılan ıslah hakkının kısıtlanması düşüncesini kabul etmiyorum.