Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/9088 E. 2011/2564 K. 22.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9088
KARAR NO : 2011/2564
KARAR TARİHİ : 22.03.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıya ait olup müvekkili şirkete zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın karıştığı kaza nedeniyle üçüncü şahsa poliçe limiti dahilinde kusur oranına göre 2.235 TL ödeme yapıldığını, davalının kaza sırasında alkollü olması nedeniyle ZMSS poliçe genel şartları gereğince rücu hakkının doğduğunu belirterek 2.235 TL tazminatın ödeme tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı duruşmalara katılmamış savunma yapmamıştır.
Mahkemece davalının kazadan önce aracı satması nedeniyle işleten sıfatı kalmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ZMSS sözleşme ilişkisinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Davalıya ait araç davacı şirkete 22.6.2008-22.6.2009 tarihleri arasında Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalıdır. Davalı aracını 17.3.2009 tarihinde noter aracılığı ile satmış, 22.3.2009 tarihinde ise araç kazaya karışmıştır. 2918 sayılı KTK.nun 94.maddesi gereğince sigorta ettiren araç işleteninin devri, 15 gün içinde sigortacıya bildirmesi gerekmekte olup, sigortacının da yeni işletenle sigorta sözleşmesini devam ettirip, ettirmeme hususunda takdir hakkı bulunmaktadır.
Somut olayda, davalı, aracı sattığını davacıya bildirdiğini iddia etmediği gibi kaza tespit tutanağında yazılı poliçeye ilişkin bilgilerden aracın, olay tarihi itibariyle, davacı şirkete sigortalı olduğu da anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının olay tarihi itibariyle sigorta ilişkisi sona ermediğinden, davalıdan 3.kişiye ödediği miktarı rücuen talep etmesi yasal ve sözleşmesel bir zorunluluktur. Noter satış tarihi haksız eylemler bakımından
zarar sorumlusunun belirlenmesinde önem taşımakta olup, sözleşme ilişkisine dayalı bu tür davalar bakımından uygulama yeri bulunmamaktadır. Olay tarihi itibariyle davalının işleten sıfatı kalmasa da davacı ile olan sözleşme ilişkisi devam ettiğinden, davanın esasına girilerek taraflar arasında geçerli Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası genel şartları değerlendirilerek karar verilmesi gerekir.
Davacı … kaza sırasında sürücünün alkollü olduğunu, kazanın bu nedenle meydana geldiğini savunmuştur.
2918 sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Yukarıda açıklanan yasa hükümlerine göre, sigortalı araç sürücüsünün münhasıran (salt) alkolün etkisi ile kazaya neden olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
O halde, mahkemece yapılacak iş; aralarında bir nöroloji uzmanı ile bir kusur uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi kurulundan, Olayın oluş şekli, yol ve hava durumu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da etkili olup olmadığının tesbiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli ve raporlar arasındaki çelişkileri giderici rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 22.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.