YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12342
KARAR NO : 2012/2395
KARAR TARİHİ : 29.02.2012
Davacı … ile davalılar …, … Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. Aralarındaki dava hakkında ….Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.12.2009 gün ve 2007/202-2009/900 sayılı hükmün Dairenin 9.6.2011 gün ve 2011/3391-2011/5904 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiş olup, süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili davalılardan … Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.nin müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazları diğer davalıya sattığını öne sürerek yapılan tasarrufların iptalini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece yapılan tasarrufun muvazaalı olması nedeniyle davanın kabulüne ve yapılan tasarrufun iptaline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan temyiz incelemesi sonunda, davanın İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkin olduğu bu tür davaların açılabilmesi için alacaklı davacı tarafından borçlu davalı hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerektiği ayrıca HUMK.nın 388 ve 389. maddelerinde mahkeme kararının taşıması gereken hususlar gösterilmiş olduğu, verilen kararla taraflara bahşedilen vazife ve hakların şüphe ve tereddüt yaratmayacak şekilde sarih ve açık yazılması gerektiği, sözü edilen yasa maddelerine uygun düşmeyecek şekilde, çelişkili ve infazda tereddüt yaratan mahiyette hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiği somut olayda alacaklı davacının birden fazla icra takibine dayanarak
tasarrufun iptali davası açtığı, dayandığı icra takiplerinden bir kısmında borçlu davalı hakkında yapılan takip olmadığı halde hüküm fıkrasında bir ayırım yapılmadan infazda tereddüt yaratacak şekilde davanın kabulü ile tasarrufun iptaline karar verildiği bu durumda mahkemece alacaklı davacının dayandığı hangi icra takibi ile ilgili olarak tasarrufun iptal edildiğinin HUMK.nın 388 ve 389. maddelerine uygun biçimde hüküm fıkrasında açıkça yazılması gerekirken yazılı olduğu üzere infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı vekili bu defa karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Davacı vekilinin tashihi karar dilekçesi ile dosya arasında bulunan 09/01/2009 tarihli ıslah dilekçesi ve 06/02/2009 tarihli dilekçe ile 17/12/2009 tarihli celsedeki davacı vekili beyanları nazara alındığında davanın B.K 18. maddesine dayalı iptal istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla mahkeme kararının, davanın İİK.nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu belirtilerek bozulması doğru görülmemiş, Dairemiz ilamının bozma kısmında yer alan “Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Bu tür davaların açılabilmesi için alacaklı davacı tarafından borçlu davalı hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerekir.” şeklindeki ibarenin çıkarılarak yerine “Dava, Borçlar Kanunu’nun 18. maddesinde düzenlenmiş bulunan dava konusu tasarrufun muvazaalı yapıldığı iddiasına dayalı iptal istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, muvazaalı muamele nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onların, muvazaalı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve muvazaalı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.
Bu tür davalarda, zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, muvazaalı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi yapmaları veya tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından, muvazaalı işlemde bulunanın üçüncü kişilere
borçlu olduğunun belirlenmesi ve bu borcu ödememek için muvazaalı hukuki işlem yapmış olması gerekir.
Dava konusu satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması halinde davacı, davayı konu edilen mallardan da alacağın tahsili için yararlanabilecektir. Davacının amacı, yaptığı icra takibi ya da takipleri sonucunda alacağının tahsili imkanına kavuşmaktır. Her ne kadar, muvazaalı işlem nedeniyle tapu iptali ve tescil istenilmiş ise de çoğun içinde azın da bulunduğu ilkesi gereğince, muvazaalı işlemin yapılan takip ya da takipler yönünden hüküm doğurmamasının istenildiği açıktır. Bu bakımdan, İcra İflas Kanunu’nun 283. maddesindeki düzenleme yol gösterici niteliktedir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından, muvazaalı işlemin ispatlanması durumunda İcra ve İflas Kanunu’nun 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak, tapu iptali ve tescile gerek olmadan davacının alacağını alabilmesine imkan sağlayacak biçimde, dava konusu taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde karar verilmelidir. Somut olayda davacı alacağının hangi dosyada mevcut olduğu ve hangi dosyalar açısından iptal şartlarının oluştuğu da ayrı ayrı belirlenerek karar verilmemiş olması da doğru değildir.” ibarelerinin yazılması suretiyle yerel mahkeme hükmünün yukarıdaki açıklamalar ışığında değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 09.06.2011 tarih 2011/3391 Esas 2011/5904 Karar sayılı ilamının açıklanan nedenlerle değişik gerekçe ile BOZULMASINA, tashihi karar peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 29.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.