YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12919
KARAR NO : 2012/5778
KARAR TARİHİ : 07.05.2012
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkiline trafik sigortalı, davalının işleteni olduğu aracın, alkollü sürücü sevk ve idaresinde iken karıştığı kaza sonucu duvarın yıkılmasına ve duvar arkasında bulunan konteynırın hasarlanmasına neden olduğunu, müvekkili tarafından 2.200 TL hasar ödemesi yapıldığını, Poliçe Genel Şartları’nın 4. maddesi gereğince müvekkilinin ödediği bedeli sigortalısından rücu etme hakkının bulunduğunu ve bu nedenle davalıdan tahsili için başlattıkları icra takibine davalının haksız şekilde itiraz ettiğini bildirerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kaza esnasında müvekkilinin işleteni olduğu araç sürücüsünün alkollü olduğunun doğru olduğunu ancak kazanın meydana gelmesine tali yoldan kontrolsüz şekilde ana yola çıkış yapan karşı aracın neden olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, itirazın iptaline, takibin 2.200 TL asıl alacak ve 59,40 TL işlemiş faiz üzerinden devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda, kaza esnasında davalının işleteni olduğu araç sürücüsü …’in 1.74 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Ancak, yukarıda açıklanan ilkelere göre, sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt (münhasıran) alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir. Oysa mahkemece hükme esas alınan nöroloji uzmanı … tarafından hazırlanan raporun sonuç kısmında, sürücüde tespit edilen alkolün 0.50 promilin üzerinde olduğu ve sürücünün aracı güvenli sürme yeteneğini kaybettiği, trafik güvenliğini tehlikeye soktuğu ve kaza oluşumunda alkol etkisinin bulunduğu kanaati bildirilmiş olup rapor hüküm kurmaya elverişli değildir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, aynı kazaya ilişkin görülen Kartal 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/1 Esas ve 2008/511 Karar sayılı dosyası ile İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/412 Esas sayılı dosyalarının da getirilerek, bir nöroloji uzmanı ve bir kusur uzmanından oluşacak bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli, yol ve hava durumu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da etkili olup olmadığının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alı-
nan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 7.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.