Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/5744 E. 2011/9383 K. 17.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5744
KARAR NO : 2011/9383
KARAR TARİHİ : 17.10.2011

MAHKEMESİ : Gaziantep Asliye 5. Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Hükmüne uyulan bozma ilamında, davanın, İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu bu tür davaların dinlenebilmesi için iptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gerektiği, somut olayda 2005/7915 Esas sayılı takip dosyasına konu çekin 4.10.2005 keşide tarihli olduğu ve 06.10.2005 tarihinde bankaya ibraz edildiği, iptali istenen tasarrufun ise 03.10.2005 tarihinde yapıldığı, çekte vade olmamasına rağmen ticari hayatta vadeli çekin kullanıldığının bilinen bir gerçek olduğu, davacı vekiline 04.10.2005 keşide tarihli borca ilişkin temel ilişki tasarruftan önce doğmuş ise borcun doğumu konusunda varsa delillerini sunmasının sağlanması ve borcun daha önce doğduğu ispatlandığı takdirde buna ilişkin dava koşulunun gerçekleştiğinin kabul edilmesi aksi takdirde 2005/7915 Esas sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer’ileri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm tesisinin isabetli olmadığına ve kabule göre de tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasının yanlış olduğuna değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda dinlenen tanık beyanları da nazara alınarak davalı borçlu ile davacı ardasında sürekli bir para alışverişinin olduğu ve belirtilen takip dosyasındaki çekin de vadeli olarak düzenlendiği gerekçesi ile bedele dönüşen davada, davalı …’in elinde kalan miktar ile sorumlu tutulmasına diğer davalılar hakkındaki davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin

davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir. Aynı şekilde davalı borçlunun borcundan dolayı dava konusu taşınmaz üzerine konulan ipotek nedeniyle taşınmazın cebri icra yolu ile satılması halinde de davalı 3. kişi elinde bir bedel kalır ise bu bedel ile sorumlu tutulur. Somut olayda taşınmaz davalı 4. kişi elinde borçlunun borcundan dolayı cebri icradan satılmış olup taşınmaz ihalesi sonunda bir para artmamıştır. Bu nedenle 3. kişinin ya da kötüniyeti belirlenmiş olsaydı dahi 4. kişinin bedel ile sorumlu tutulması söz konusu olmayacaktır. Hal böyle olunca davanın konusuz kalması nedeniyle reddi yerine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetli değildir.
Kabule göre de davalı 3. kişiye yapılan satışta edimler arasında aşırı fark bulunduğu gerekçesiyle, İİK’nın 278/2 maddesine göre dava bedele dönüştürülmüş ise de bedel farkının hesaplanması yöntemi doğru değildir. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre bedel farkının oluşup oluşmadığı belirlenirken davalı 3. kişinin ödediği bedele ipotek bedelinin eklenmesi yerine gerçek değerden ipotek bedelinin çıkarılarak satış bedeli ile kıyaslanması yanlıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İbrahim Halil vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’na geri verilmesine 17.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.