YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5878
KARAR NO : 2011/6853
KARAR TARİHİ : 30.06.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili davalılardan …’ın müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazı diğer davalıya sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. İptal davasından maksat İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarruflarının iptaline hükmettirmektir. Bu davanın önkoşulu ise, borçlu hakkına alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasıdır. Ön koşulun bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddede akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Somut olayda mahkemece dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen satış bedelinin 7.500.00 TL bilirkişiler tarafından belirlenen gerçek değerinin ise 10.025.00 TL olması nedeniyle ivazlar arasında fahiş fark bulunmadığı ve davalıların kötü niyetli olduklarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak aynı gün dairede incelemesi yapılan dairenin 2010/12740 esas sayılı dava dosyasında, aynı taşınmaz ile ilgili olarak yine aynı davalılar hakkında bir başka davacı tarafından açılan İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/483-2009/536 sayılı dosyasında bilirkişiler tarafından verilen raporda dava konusu edilen taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 23.000.00 TL, üçüncü kişi konumundaki davalı …’ün taşınmazı elden çıkardığı tarihteki değerinin 27.500.00 TL olduğu belirlenmiş, mahkemece ivazlar arasında fahiş fark bulunması nedeniyle davanın kabulüne, yapılan tasarrufun iptaline ve davalı …’ün 27.500.00 TL tazminatla sorumlu tutulmasına karar verilmiş, bu karara karşı davalıların temyize gelmedikleri, sadece davacısı tarafından faiz ve yargılama giderleri yönünden temyize gelindiği, kararın onandığı anlaşılmakla iş bu davanın davalıları yönünden de bilirkişi raporu bağlayıcı hale gelmiştir. Bu durumda dava ve tasarrufa konu edilen taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 23.000.00 TL. olarak kabul edilerek İİK.nun 278/III-2 maddesi uyarınca davanın kabulü ile üçüncü kişi konumundaki davalı …’ın taşınmazı elden çıkarması nedeniyle tazminatla sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 30.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.