YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11533
KARAR NO : 2013/18429
KARAR TARİHİ : 26.12.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı … Sigorta A.Ş vekili, davalılar …, … … Tic Ltd Şti ve … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıların sürücüsü, işleteni ve trafik sigorta şirketi oldukları aracın, 02.09.2003 tarihinde neden olduğu trafik kazası sonucunda, müvekkilinin yaralandığını, aracının hasar gördüğünü belirterek, tedavi giderleri, iş göremezlik zararı ve araç hasarı için toplam 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporlarına göre, davalı … hakkındaki davanın, davalının taraf ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddine, davalı … hakkındaki davanın, subut bulmadığından reddine, diğer davalılar …, … … Orman Ürünleri Otomotiv Hayvancılık San ve Tic Ltd Şti ile … Sigorta A.Ş hakkındaki davanın kısmen kabulü ile 300,00 TL maddi tazminatın, davalılar … … Ltd Şti ve … Sigorta A.Ş den tahsiline, 500,00 TL maddi tazminatın davalı …’den tahsiline, 1.000,00 TL manevi tazminatın davalılar … … Ltd Şti ve …’den tahsiline karar verilmiştir. Karar, davacı vekili ile davalı … Sigorta A.Ş vekili, davalılar …, … … Tic Ltd Şti ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-1086 sayılı HUMK’nun 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı HMK’nun karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.
Bununla birlikte; 1086 Sayılı HUMK’nun 45. maddesi ile 6100 Sayılı HMK’nun karşılık 166. maddesi uyarınca, birleştirilen davalar birbirlerinden bağımsız ayrı bir dava niteliğini koruduklarından, usul hükümlerine göre mahkemece her dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekir.
Şu durumda; yerel mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereğince, birleştirilen her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, bu yön gözetilmeden, aynı olaya ilişkin olmakla birlikte, tarafları, dava tarihleri ayrı olan ve birleştirilen tüm davalar hakkında hükmün infazında tereddüt oluşturacak biçimde tek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
2-Mahkemenin kabul biçimine göre de;
a)Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, kazaya neden olan aracın olay tarihi itibariyle kayden maliki olarak gözüken ancak, davanın açılmasından önce vefat etmiş olduğu anlaşılan davalı … yönünden taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, zarardan, kazaya neden olan aracın işleteni olarak diğer davalı … … Tic Ltd Şti sorumlu tutulmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, araç işletenliği sıfatının hangi davalıda bulunduğu noktasında toplanmaktadır.
2918 sayılı KTK.nun hükümlerine göre, trafik kaydı “işletenin” kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin 3. kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur. Aynı yasanın 3. maddesinde, “İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alacı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kanunun 85. maddesinde ise, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, moturlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o araca kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarakta araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir.
Somut olayda ise; dava konusu trafik kazası, 01.09.2003 tarihinde meydana gelmiş olup, kazaya karışan traktörün, olay tarihi itibariyle kayden maliki davalı … olarak gözükmektedir. Bu aracın, dava konusu olaydan takriben bir ay sonra 09.10.2003 tarihinde diğer davalı … … Tic.Ltd Şti’ne satıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki; dava dilekçesinde işleten sıfatı ile kendisine husumet yöneltilerek, hakkında dava açılan …, kazadan ve eldeki bu davanın açılmasından çok önce 21.11.2002 tarihinde vefat etmiştir. Davalı olarak gösterilen …, ölümünden önce sağlığında 17.11.2000 tarihinde bu aracının satışı için dava dışı kişiye vekaletname vermiş, vekaletname
verdiği kişi tarafından da bu araç, ölümle vekaletname son bulmuş olmasına rağmen, 09.10.2003 tarihinde diğer davalı … … Tic.Ltd Şti’ne resmi satışı yapılmıştır. Oysa davalı … tarafından, bu aracın satışı için olay tarihinden çok önce başkasına verilmiş olan vekaletnameler aracın işletenini değiştirecek ve üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte değildir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/D bendinde, motorlu araçların satış ve devirlerinin Trafik Tescil Müdürlüklerinde veya Noterliklerde yapılacağı öngörülmektedir. Ancak böyle bir satış ve devir işlemi araç üzerindeki mülkiyet hakkını devre elverişlidir. Bu devrin yöntemince aracın kayıtlı olduğu tescil müdürlüğüne bildirilmemesi yüzünden aracın tescil kaydında bir değişiklik yapılmaması satışa konu aracın mülkiyetinin geçişini engellemez ise de anılan yasa maddesinde belirtilen türden resmi bir satış ve devir işlemi yapılmaksızın, sırf resmi satış ve devir yetkisi tanıyan vekaletnamenin varlığına dayanılarak yasaya uygun bir araç satışının yapıldığının, dolayısıyla işleten sıfatının devredildiğinin kabulü mümkün değildir.
Mahkemece, ölü kişi aleyhine dava açılamayacağından davalı olarak gösterilen … yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olsa da; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, kazaya neden olan aracı, kaza tarihinden sonra satın almış olan davalı … … Ltd Şti’nin işleten olarak sorumluluğuna karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
b)Manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat, bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan miktar kadar olması gerekir. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Somut olayda, davacının yaralanma derecesi, olayın oluş şekli, davalı sürücünün kusur oranı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, olay tarihine göre paranın alım gücü gibi nedenler dikkate alındığında, davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarı az olup, daha fazla manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, temyiz eden tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararı temyiz eden tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (2/a) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı … … Tic Ltd Şti yararına, (2/b) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılar Liberty Sigorta AŞ, …, … Kard. Tic. Ltd. Şti ve …’e geri verilmesine 26.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.