YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1470
KARAR NO : 2012/5111
KARAR TARİHİ : 24.04.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet ve Mehmet vekili ile davalılar Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu Mehmet Ali aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazlarını davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet ve Mehmet’e satışına ve onların da diğer davalılar Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin’e satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı borçlu Mehmet Ali vekili ile diğer davalılar vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazların satışının ihale şartnamesine aykırı olarak yapıldığı ve satış bedelleri ile gerçek değeri arasında fahiş fark bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet ve Mehmet vekili ile davalılar Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir ( İİK.md.283/1 ). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
İcra ve İflas Kanununu 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötüniyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır ( İİK.md.281 ). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı ). Genelde, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
Dava dilekçesinde davacının talebinin, borçlu tarafından ihalesi alınan ancak ihale bedeli tamamen ödenmediği için borçlunun rızasını da içeren dilekçe ile davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet ve Mehmet’e satışına ve onların da diğer davalılar Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin’e devrettiği belirtilerek davalı borçlu … adına tesciline karar verilmesi istenmiştir. Davacının maksadının takip konusu alacağının tahsilini temin etmek olduğu ve bu yönde karar almak istediği anlaşılmaktadır. Mahkemenin davayı tasarrufun iptali olarak yorumlamasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak bu davanın az yukarıda açıklanan özellikleri yanında dava koşullarının da değerlendirilmesi gerekir.
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğması dava önkoşul olup mahkemece res’en araştırılmalıdır. Dava koşulu gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Somut olayda davacının takibinin dayanağını oluşturan bono nakden verilen bir borca ilişkin olup 12/02/2008 tanzim tarihli ve 15/03/2008 vadelidir. İptali istenen ilk tasarruflar ise 13/04/2007 tarihli olup takip dayanağı borcun doğum tarihi şeklen iptali istenen tasarruflardan sonradır. Bu konuda davacı taraftan varsa borcun daha evvel doğumuna ilişkin delilleri sorulmadan eksik inceleme ile karar verilmesi sabetli değildir.
İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarında davacı alacaklı tarafından kesin veya geçici aciz belgesinin ibraz edilmesi gerekir. Somut olayda davacı tarafından dosyaya kesin aciz belgesi ibraz edilmemiştir. Davalı borçlu …’in yerleşim yeri olduğu belli olmayan bir adreste zaman zaman kaldığı da bildirilmiş olmasına rağmen yapılan haczin geçici aciz belgesi olarak kabulü de doğru değildir. Davacıya kesin ya da geçici nitelikte aciz belgesi sunması için süre verilip dava şartının tamamlanması gerekir.
Hüküm fıkrasında davanın kabulüne karar verildiği halde iptalin tarafı olan davalıların tek tek gösterilmemesi ile davacı tarafa verilen tahsil yetkisinin hangi takip dosyasındaki ne kadar alacağı kapsadığının gösterilmemesi de isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet ve Mehmet vekili ile davalılar Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar Musa, Abdulkerim, Bidayet, Mehmet, Orhan, Veysi, Dursun, Hamit ve Vahdettin’e geri verilmesine 24.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.