YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2982
KARAR NO : 2012/12123
KARAR TARİHİ : 06.11.2012
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu …’nın alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazlardan birini 16.1.2009 tarihinde davalı …’a, diğerini de 22.12.2008 tarihinde davalı …’a sattığını belirterek tasarrufların İİK.277 ile BK 18.maddeler gereğince iptalini dava ve talep etmiştir.
Davalı borçlu vekili, müvekkilinin aciz halinde olmadığını, dava konusu taşınmazların tapudaki satış bedellerinin gerçek bedel olduğunu, satışının takipten önce yapıldığını ve borcun kısmen ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, dava konusu taşınmazı yatırım amacıyla 70.000,00 TL bedelle aldıklarını ve bedelini banka havalesiyle ödediklerini, borçlununda Aydın’da varlıklı biri olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, dava konusu taşınmazı 215.000,00 TL bedelle aldıklarını, ödeme olarak borçlunun alacaklısı olduğu….’a tanesi 23.000,00 TL’den beş adet arsa devrettiklerini, bakiye 100.000,00TL için de 25.11.2008, 17.12.2008 ve 17.2.2009 tarihinde nakit ödeme yapılacak şekilde anlaştıklarını, sözleşme gereği 17.12.2008
vadeli 70.000,00 TL, 17.2.2009 vadeli 13.000,00 TL iki senet verdiklerini ve senetleri ve nakit miktarı ödediklerini, taşınmazı iyi niyetle aldıklarını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, davalı borçlunun davalı …’a yaptığı tasarruf yönünden tapudaki satış bedeline davalı … ve eşi tarafından dava dışı …’a devri yapılan beş adet arsa bedeli de eklendiğinde bulunan 186.000,00 TL ile bilirkişi tarafından belirlenen 250.259,00 TL bedel arasında misli fark bulunmaması, borçlunun davalı …’e yaptığı tasarruf yönünden ise tapudaki satış bedelinin bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değere uygun olması, borçlunun mal kaçırma amacıyla taşınmazları diğer davalılara devir ettiğinin kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İİK 278/3-2 madde gereğince akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler bağışlama hükmünde olup iptale tabidir.
Somut olayda davalı borçlu vekili 1.10.2009 tarihli cevap dilekçesinde dava konusu taşınmazların tapuda gösterilen satış bedellerinin gerçek bedel olduğunu hatta taşınmazların değerinin üzerinde bir bedelle dahi satıldığını savunmuştur. Davalı … vekili ise 9.2.2010 tarihli savunmasında dava konusu taşınmazı adi nitelikte ve tarihsiz sözleşme hükümleri gereğince 215.000,00 TL bedelle aldıklarını satış bedelinin 115.000,00 TLsi için beş arsa, bakiyesi için de 83.000,00 TL meblağlı iki senet 17.000.00 TL için nakit ödeme yapıldığını belirtmiştir. Satış bedeline mahsuben biri davalı …, dördü eşi adına kayıtlı arsalar tapu kaydına göre tanesi 6.000,00 TL bedelle 2.12.2008 tarihinde dava dışı …’a devredilmiştir. Mahkemece beş arsa bedeli olarak bilirkişi tarafından tespit edilen 126.000,00 TL bedel tapudaki satış bedeli olan 60.000,00 TL’ye eklenerek taşınmazın satış bedeli olarak 186,000,00 TL kabul edilmiş ve ve bilirkişi tarafından belirlenen 250.259,00 TL rayiç bedelle arasında bedel farkı olmadığı belirlenmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil
durumuna uygun düşmemektedir. Satış bedelinine mahsuben devredilen beş arsa borçluya değil dava dışı …’a devredilmiş olup borçlu ile … arasındaki ilişki kanıtlanamadığı gibi, biran için …’ın borçlu tarafından arsaların devredilmesi istenen şahıs olduğu kabul edilse bile satış bedeline mahsuben yapılan arsa devri mutad ödeme olmadığından satış bedeline eklenmesi doğru görülmemiştir. O halde davalı … tarafından borçlunun savunmasının aksine tapudaki 60.000,00 TL ödeme dışında başka ödeme yapıldığı resmi ve geçerli belge ile ispatlanamadığından 22.12.2008 tarihli tasarrufun İİK 278/3-2 madde gereğince takip konusu alacak ve fer’ileriyle iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Borçlu ile davalı … arasındaki tasarruf yönünden ise tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen bedel arasında misli fark bulunmamasına rağmen 20.11.2009 tarihli keşifte dava konusu taşınmazın borçlu vekili tarafından gezdirilmesi, borçlu vekilinin keşif ve bilirkişi raporu sunulduktan sonra davalı … vekili olarak da vekalet sunarak savunma yapması ve 1.3.2010 tarihli savunmasından borçlununu varlıklı bir insan olarak tanındığını ve taşınmazın yatırım amaçlı alındığını belirttiği, ancak 16.1.2009 tarihinde satışı yapılan taşınmazın 20.11.2009 keşif tarihinde yani on aydır boş olduğu anlaşıldığından yukarıdaki maddi ve hukuki olgulara göre borçlu ile davalı… arasındaki dava konusu 16.1.2009 tarihli tasarrufun da İİK.280/1.madde gereğince iptale tabi olup olmadığının karar yerinde tartışılmaması ve eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. O halde mahkemece anılan 16.1.2009 tarihli tasarrufun İİK 280/1.madde gereğince iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gereklidir.
Kabule göre de davalı… yararına hükmedilecek vekalet ücretinin daha düşük olan tasarruf değerine, davalı … yararına hükmedilecek vekalet ücretinin de daha düşük olan alacak miktarına göre ayrı ayrı hesaplanması gerekirken tapudaki satış bedelleri toplamı üzerinden tek vekalet ücreti takdiri de isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 6.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.