YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6570
KARAR NO : 2012/9425
KARAR TARİHİ : 17.09.2012
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine yürütülen takipte, … 1.İcra Müdürlüğünün 2010/6836 Tal. sayılı dosyasından uygulanan 04.11.2010 tarihli haciz işleminde borçlu ile ilgisi bulunmayan davacıya ait işyerindeki menkullerin haczedildiğini ileri sürerek, haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı), borçlu ile 3.kişi arasında muvazaa bulunduğunu ve davayı kabul etmediğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre; haciz yapılan adresin takip dayanağı senet üzerindeki adresle ve borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresle ilgisinin olmadığı, borçlunun 3.kişinin yanında çalıştığına dair resmi kayıt bulunmadığı ve mahcuzların davacı 3.kişiye ait bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu mahcuzların davacıya aidiyetine ve bu mallar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 3.kişinin, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
1-) Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen karar dosyada mevcut delillere uygun düşmemektedir.
Dava konusu 04.11.2010 tarihli haciz işleminin yapıldığı adres davacı 3.kişinin ticari merkez ve şube olarak kayıtlı adreslerinden değildir.
Öte yandan, dava dilekçesinde borçlunun davacı 3.kişinin yanında bir süre çalıştığı belirtildiği gibi, aynı takip nedeniyle borçlunun takip talebi ile takip dayanağı senette gösterilen ve ödeme emrinin tebliğ edildiği adresinde Gaziosmanpaşa İcra Müdürlüğünün 2010/2756 Tal.sayılı dosyası üzerinden 04.6.2010 tarihinde uygulanan haciz işleminde, İİK.nun 8.maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, adresin 3.kişiye ait işyeri olduğu belirtilmekle birlikte, davacı 3.kişi çalışanı olduğunu söyleyen … isimli kişi borçlunun ve iki kardeşi ile babasının işyerinde sigortalı çalışan olduğunu beyan etmiş, haciz işlemi sırasında gelen ve takip borçlusunun kardeşi olan … … isimli kişi de haciz uygulanan yerin kendileri tarafından 3.kişiye (… Tekstile) devredildiğini belirtmiştir.
Yargılama sırasında dinlenen davacı 3.kişi tanıklarının beyanlarının içeriğinde de, borçlunun 3.kişiye olan borçlarını ödeyemeyince, borçlunun takip dayanağı senette yer alan …İşhanı’ndaki işyerini içindeki makinelerle birlikte 3.kişiye terk ettiği (devrettiği) ve 3.kişinin borçludan alacağına karşılık bu adreste şube açtığı, borçlunun işçilerinin burada çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Yani, borçlu ile 3.kişi arasında ticari bir ilişki bulunduğu kuşkusuzdur.
Buna göre, İİK.nun 97/a maddesinin birinci fıkrasının 2.cümlesi gereğince, haczedilen mahcuzları borçlu ile 3.kişinin birlikte elde bulundurdukları, İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğu borçlu ile 3.kişi arasında alacaklıdan mal kaçırmaya ve hacizleri önlemeye yönelik danışıklı işlemler yapıldığı, bu nitelikteki işlemlerin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Davacı tarafından ibraz edilen fatura ve adi nitelikli kira sözleşmesi borcun doğumundan sonraki tarihlere ilişkin olduğu gibi, her zaman temini mümkün belgeler niteliğinde olup, bu belgelerle yasal mülkiyet karinesinin aksinin ispat edildiğinden söz edilemez.
Bir an için borçlu ile 3.kişi arasında danışıklı işlemler bulunmadığı düşünülse dahi, dosya kapsamı itibariyle aralarındaki ilişkinin ticari işletme devri niteliğinde
olması nedeniyle, olayda İİK.nun 44. ve Borçlar Kanununun 179.maddelerinin uygulanması gerektiği açıktır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmiş değildir.
O halde, açıklanan bu hukuki ve maddi olgular karşısında, mahkemece, davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-) Kabule göre de; mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle, sonuç olarak mahcuzlar üzerindeki “haczin kaldırılması” şeklinde hüküm kurmak gerekirken ve istihkak davalarında mülkiyetin tespitine yönelik karar verilemeyeceği dikkate alınmadan, yazılı şekilde “mahcuzların davacıya aidiyetine” şeklinde hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 17.9.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.