Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/7083 E. 2013/4174 K. 26.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7083
KARAR NO : 2013/4174
KARAR TARİHİ : 26.03.2013

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili,davalı borçlu …’un alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına üç adet dükkan ile bir adet muayenehaneyi 8.9.2010 tarihinde akrabası olan davalı …’a sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep etmiş,20.3.2012 tarihli duruşmada da dava konusu 247 nolu bağımsız bölümün davalı … tarafından 9.2.2011 tarihinde dava dışı … ‘e satıldığını belirterek davalı 4.kişi … ‘in davaya dahil edilmesini istemiştir.
Davalı borçlu … vekili, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu,müvekkilinin emekli doktor olup,ortağı olduğu şirketin borçları nedeniyle dava konusu taşınmazları eşinin kardeşinin torunu olan davalı …’ya 64.000,00 TL bedelle sattığını,satış bedelinin 48.000,00 TL’si ile İş Bankasına olan borçların ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, müvekkilinin ekonomik gücünün taşınmazları alabilecek durumda olduğunu,dava konusu dükkanların 1/2 hissenin 64.000,00 TL bedelle alındığını, borçlu ile aralarında sıhri hısımlık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, dava konusu taşınmazların tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değerleri arasında fahiş fark bulunmadığı, davalı …’un kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK’nin 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması,borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, davacının alacağının 4.6.2010 tarihli kredi sözleşmesine dayandığı,borçlu hakkındaki takibin kesinleştiği, alacağın gerçek olduğu,1.2.2011 tarihli haciz tutanağının İik 105 anlamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu,iptali istenen tasarrufun ise takip konusu alacaklardan sonra 8.9.2010 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından dava ön koşuları gerçekleşmiştir.Davalı 3.kişi … borçlunun eşinin kardeşinin torunu olması nedeniyle borçlunun durumunu ve amacının bilebilecek kişilerden olması ve davalı borçlunun aynı gün dört taşınmazını birden davalı …’ya satmış olması hayatın olağan akışına uymadığı gibi,bu durumda davalı 3.kişinin borçlunun amacını ve durumunu bilerek hareket ettiğini gösterdiğinden davanın İik 280/1 .madde gereğince kabulü ile davalılar arasındaki 8.9.2010 tarihli tasarrufun takip konusu alacak ve ferileriyle iptaline,dava konusu 247 parselle ilgili olarak davalı …’un dava konusu taşınmazı borçludan 8.9.2010 tarihinde satın aldıktan sonra 9.2.2011 tarihinde dava dışı …’e sattığı ve davacı vekili tarafından da 20.3.2012 tarihli son oturumda bu parsel yönünden dava dışı 4.kişi …’in
davaya dahil edilmesini istediği anlaşıldığından 247 parsel yönünden …’in davaya dahil edilmesi için davacı vekiline süre verilmesi 4.kişi … davaya dahil edildikten ve dava dilekçesi tebliğinden sonra davacıdan … ile ilgili delillerinin sorulması , … tarafından da bildirilecek delillerin sorulması ve toplanması davalı … ‘n kötüniyetli olduğunun ispatlanması halinde davanın kabulüne, …’in kötüniyetli olduğunun ispatlanamaması halinde davalı … hakkındaki davanın (247 nolu bağımsız bölüm yönünden) İik 283/2 .maddesi gereğince bedele dönüştüğü gözönüne alınarak bilirkişiden 247 nolu bağımsız bölümün davalı … tarafından elden çıkarıldığı 9.2.2011 tarihindeki değeri yönünden rapor alınarak bu değer nispetinde ve davacının takip konusu alacak feriyle sınırlı olarak davalı …’nın tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 26.3.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.