YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7528
KARAR NO : 2012/9899
KARAR TARİHİ : 24.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Hükmüne uyulan bozma ilamında, İİK’nun 282. maddesi hükmü gereğince tasarrufun iptali davalarında, davalı olarak borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğu, somut olayda 3. kişi konumundaki …’in davada taraf gösterilmediği, taraf teşkilinin davanın görülebilme koşullarından olduğu ve re’sen nazara alınması gerektiği ayrıca taraf teşkili sağlanmadığı sürece işin esasına girme olanağının bulunmadığı, açıklanan nedenlerle 3. kişi …’a dava dilekçesi tebliğ edilmesi, bildirdiği takdirde cevabı alınıp delillerinin toplanması gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 388.maddesinin 3-5 bentleri (HMK’nın 297/1-c) hükümlerine göre mahkeme kararlarının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, mahkemece incelenen maddi ve hukuki olay ve meselelerin özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerçeklerin ne olduğu hususlarını içermesi zorunludur. Yine Anayasanın 141/3 maddesi hükmü de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gereğini düzenlemektedir. Kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde taraflar hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığı anlayabilecekleri gibi, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da HUMK’nun 428. (HMK’nın 369.) maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı
saptanır. Diğer bir ifadeyle Yargıtay denetimi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Somut olayda davalı 4. kişi yönünden bedel farkının oluşmadığı üzerinde durulmuş iken 3. kişi açısından tasarrufun iptali koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde gerekçe yazılmamıştır. Böyle bir karar, davanın hangi iptal nedenine dayalı inceleme yapıldığı hususlarını içermediğinden Anayasa’nın 141/3, 388/3-5 (HMK’nın 297/1-c) maddelerine aykırı olduğu gibi HUMK’nun 428. (HMK’nın 369.) maddesi gereğince Yargıtay denetimi olanağını da ortadan kaldırmaktadır.
Davalı …’a yapılan satışta taşınmazların tapuda gösterilen satış bedelleri toplamı tapuda ödenen 60.000 TL ve borçluya havale edilen 20.000 TL nazara alındığında 80.000 TL olmakla birlikte taşınmazların satış tarihindeki gerçek değerleri toplamı 165.000 TL olduğundan yapılan satışta edimler arasında İİK’nın 278/III-2 maddesinde belirtilen edimler arasındaki aşırı farkın bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna ilaveten taşınmazların 4. kişi Süleyman’a satılmasından sonra borçlunun 4. kişi ile görüşerek aslında 3. kişinin mülkiyetine bıraktığı taşınmazlarla ilgili 4. kişiye gösterdiği tepkisi de hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi taşınmazların 3. kişiye komşu olduğu iddiaları üzerinde de yeterince durulmadan davanın reddi yoluna gidilmiştir. Bu davalı yönünden iptal koşullarının oluştuğu takdirde 4. kişinin durumuna göre davanın bedele dönüşüp dönüşmediği yönünde değerlendirme yapılması gerektiği de açıktır.
Mahkemece 4. kişinin dava konusu 4 adet bağımsız bölümü ilk satışta gösterilen bedellerden çok daha düşük bedellerle satın alması (tasarrufta bedel farkı olmasa bile) davanın İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu ve davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkemenin bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre de iptal kararı verebileceği düşünülerek ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı) bu davalının borçlu ile bir yakınlığı bulunup bulunmadığı, taşınmazın ve borçlunun durumunu bilebilecek konumda olup olmadığı üzerinde durularak yapılan tasarrufun, iptale tabi olup olmadığı değerlendirilmeden her ki davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin
alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 24/09/2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.