YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7539
KARAR NO : 2013/5112
KARAR TARİHİ : 09.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu …’in alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmaz hissesini 6.11.2009 tarihinde annesi davalı …’e sattığını belirterek davalılar arasındaki alacaklılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapılan satışın BK’nin 18. maddesi gereğince tapu iptaline gerek olmaksızın İİK 283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak iptal ve tescil olmaksızın taşınmazın haciz ve satışına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, dava konusu devrin borçtan önce yapıldığını, taşınmazın mirasen intikalinden sonra tüm mirasçıların hisselerini davalı …’ye devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre,dava konusu tasarrufun borcun doğduğu tarihten önce yapıldığı, icra takibine konu bononun düzenleme tarihinin ise taşınmaz pay devrinin yapıldığı tarihten sonraya ait bulunması nedeniyle tasarrufun iptali davasının koşulları mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada öne sürülen maddi olguların hukuki değerlendirmesini yapmak, uygulanacak Yasa maddesini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir (6100 sayılı HMK’nin 33.maddesi). Dava dilekçesindeki ileri sürülüş biçimine göre, dava hukuksal nitelikçe BK’nun 18.maddesinin (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 19.maddesi) özüne ve sözüne uygun muvazaaya dayanmaktadır. Kural olarak 3.kişiler olayımızda davacı, muvazaa nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde, tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü, danışıklı olan bir
hukuki işlem ile 3.kişinin zarara uğratılması ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı işlem yapılması gerekir.
Somut olayda davacı 17.5.2010 tarihli sözleşme gereğince davalı borçludan alacaklı olup, alacakla ilgili davacı ile davalılar arasında itilaf sözkonusu değildir. Muvazaaya dayalı iptal davasında icra takibine geçilmesi ve aciz belgesi alınmasına gerek olmadığı halde, davacının borçlu hakkında yaptığı icra takibi de kesinleşmiştir. Davacı vekili borçlu tarafından annesine yapılan taşınmaz hisse satışının muvazaaya dayalı olması nedeniyle davalılar arasındaki alacaklılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapılan satışın BK’nin 18. maddesi gereğince tapu iptaline gerek olmaksızın İİK 283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak iptal ve tescil olmaksızın taşınmazın haciz ve satışına karar verilmesini istediğinden satış işleminde danışıklığın bulunup bulunmadığı konusu araştırılarak, davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda davacının alacağının tahsili için İİK 283/1.maddesi benzetme yoluyla uygulanmak suretiyle tapu iptaline gerek olmaksızın davacının alacağını alabilmesini sağlamak için dava konusu taşınmaz hissesinin haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekirken davanın İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince tasarrufun iptali davası olarak değerlendirilmesi ve ön şart yokluğu nedeniyle reddedilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de,davanın önşart yokluğundan reddi halinde kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına AAÜT’nin 7.maddesi gereğince maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücreti takdiri de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 9.4.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.