Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/8949 E. 2012/14829 K. 26.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8949
KARAR NO : 2012/14829
KARAR TARİHİ : 26.12.2012

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın HMK’nun 150 ve 320/son maddeleri uyarınca açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-KARAR-
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıların sürücüsü, işleteni ve sigortacısı oldukları aracın sebebiyet verdiği kazada, müvekkiline ait aracın hasarlandığını ileri sürerek 6.000 TL hasar bedelinin olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar … Hazır Beton İnş.Taah.Pet.Ürün….ve Tic.A.Ş. ve … Sigorta A.Ş. vekilleri ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar … Sigorta A.Ş. ve …, açılan davaya karşı beyanda bulunmamışlardır.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; davanın HMK’nun 150 ve 320/son maddeleri uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, araç hasar bedel tazminatı istemine ilişkindir.
Dava 06.05.2011’de 1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde açılmış, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011’den sonra ilk kez müracaata kalmış, mahkemece, davanın müracaata bırakılması ile ilgili eski HUMK hükümleri yerine 6100 sayılı HMK uygulanmıştır.
1086 sayılı HUMK’nun 409/1, 3, 5, 6.maddesinde: “Oturuma çağrılmış olan tarafların hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.
Yukarıdaki fıkralar hükmü gereğince dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurması üzerine yenilenebilir…
İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar açılmamış sayılır ve mahkemece bu hususta kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.
Birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hükmü uygulanır.“ düzenlemesi yer almaktadır.
Anılan madde kapsamında ilk defa işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava (bu) ilk yenilemeden sonra birden fazla takipsiz bırakılamaz. Bir diğer anlatımla 1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde bir dava en fazla iki kez takipsiz bırakılabilir.
6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddeside ise: “…(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Böylece yeni HMK ile basit yargılama usulüne tabi davalarda davanın müracaata bırakılması sayısını kısıtlayan bir düzenleme getirilmiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesinde açılarak görülen eldeki dava da, genel hükümler dâhilinde basit yargılama usulüne tabidir.
Bu nedenle somut olayda tazminat davasının eski Kanun zamanında açılması karşısında 6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durulmalıdır.
Bunun için de konu ile ilgili hukukun temel ilkelerinden yola çıkılarak bir değerlendirme yapılması uygun olacaktır.
Bu sırada dikkate alınması gereken ilk ilke hukuki güvenlik ilkesidir. Türk hukukunda belirli bir maddede düzenlenmemiş olmakla birlikte genel olarak Anayasa’nın tamamında egemen olan bir ilke olduğu söylenebilir. Nitekim hem öğretide hem de birçok yargı kararında hukuk devletinin unsurlarından birisi olarak da kabul görmektedir. Genel olarak hukuk kurallarında sık sık yapılan değişikliklerle hukuki istikrarı ortadan kaldıran kuralların getirilemeyeceğine ilişkindir. Geriye yürümezlik ilkesinin istisnası oluşturan hallerde, yani geriye yürüyen kuralların uygulanması sırasında kazanılmış haklara dokunulmamasını, böylece temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını amaçlamaktadır.
Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ne var ki hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak hem öğretide ve hem de yargı kararlarında özel hukuk ve kamu hukuku alanında kural olarak her Kanunun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanacağı kabul edilmektedir. İstisnai olarak ileride kazanılacağı umulan hakların, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kuralların ve yargılama hukukunu düzenleyen kanunların geçmişe etkili olması gerektiği belirtilmektedir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, …, 2000, sh: 193–194; HGK 13.10.2004 T., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)
Ne var ki geriye yürümezlik ilkesinin istisnalarının uygulanabilmesi için de hukukun bir diğer genel ilkesi olan kazanılmış haklara saygı ilkesine uyulması gerekmektedir.
Kazanılmış hakkın tanımı, bu konudaki yargı kararlarına ve öğretideki açıklamalara göre “kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak” olarak belirtilebilir. 1086 sayılı HUMK’nun 578. maddesinde bu konuda açık bir düzenlemeye yer verilerek, kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydı ile bu kanun hükümlerinin geriye yönelik uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nda bu konu ile ilgili düzenleme 448. maddesinde yer almaktadır ve bununla, yeni kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydı ile derhal uygulanacağı öngörülmüştür.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, eski HUMK zamanında açılan davalarda davacı sıfatının kazanılması ile birlikte davayı iki kez müracaata bırakabilme konusunda usuli kazanılmış bir hakkın da doğduğunu, böylece müracaata bırakma süresini kısıtlayan yeni düzenlemenin geriye uygulanamayacağını kabul etmek gerekir. Bu sonuç, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına da uygun olacaktır.
Öyleyse somut olayda davacının, ilk kez müracaata bırakmadan sonra bir kez daha davayı müracaata bırakma hakkının bulunduğunun kabulü ile 1086 sayılı HUMK’nun 409. maddesindeki prosedürün uygulanması gerekirken 6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olmuştur.
2-Kabule göre de;
Mahkemece, davalılar aleyhine açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir hal böyle olunca, davalılar yararına tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş olması isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 26.12.2012 günü Üye … ve Üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-

Aşağıda açıklanan nedenlerle bozma ilamına katılamıyoruz:
Somut olayda, davacı 06.05.2011 tarihinde açtığı tazminat davasını 13.12.2011 tarihinde ilk kez takipsiz bırakması nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildikten sonra 22.03.2012 tarihinde ikinci kez takipsiz bırakmış, Mahkemece de 6100 sayılı HMK.nun 150 ve 320/son maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Somut olayın değerlendirilmesinden önce konuya ilişkin yasal düzenlemelere ve bu bağlamda ilgili kurum ve kavramlara değinilmesinde yarar vardır:
Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HUMK)’ nun 409. maddesinde ve anılan kanunun yerine 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’ nun 150. maddesinde; işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan davanın, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamayacağı, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenlemenin yazılı yargılama usulüne tabi davalarda uygulanacağında kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.
Ne varki, 6100 sayılı HMK.nun 320/4 maddesinde, anılan düzenlemelerden(ve bu arada yazılı yargılama usulünden) farklı olarak; basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosyanın, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
Öte yandan, 6100 Sayılı HMK’nin 316/1-a maddesinde, sulh hukuk mahkemesinin görevine giren dava ve işlerin basit yargılama usulüne göre bakılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olay yönüyle uyuşmazlık;6100 sayılı HMK.nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açılan ancak anılan tarihten sonra bir kez işlemden kaldırılmasına karar verilen ve bir kez de takipsiz bırakılan tazminat davasında, mülga 1086 sayılı HUMK.un 409. maddesinin mi, yoksa 6100 sayılı HMK. nun 320/4 maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
Bu noktada, kanunların yürürlüğüne ilişkin temel ilke ve bu kapsamda usule ilişkin kanun hükümlerinin yürürlüğü konusunda genel bir açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır:
İlke olarak, herhangi bir yasa veya düzenleyici kural, hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilememeleri, yani geçmişe etkili olmamalarıdır. Yasaları uygulama durumunda bulunanlar, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak şekilde yorumlamamakla yükümlüdürler. Hukuk güvenliği de bunu gerektirir. Kanun koyucu bu kaidenin aksine düzenleme yapabilir.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun; 09.03.1988 tarih ve E:1987/2-860, K:1988/232;13.10.2004 gün ve E:2004/10-528, K:2004/533;06.04.2005 tarih ve E:2005/10-183, K:2005/241 sayılı kararları da, aynı yöndedir.
Usule ilişkin kanun hükümlerinin yürürlüğü konusuna gelince;
Usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin “derhal” yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise, bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.
Medeni usul hukukunda ise kural olarak, kanun değişikliklerinde az yukarıda belirtilen ilkeye paralel olarak “derhal uygulanırlık” ilkesi geçerlidir.
Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında “derhal uygulanırlık kuralı” ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.
Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü, usule ilişkin kanunlar -tersine bir kural benimsenmediği takdirde- genel olarak hemen etkili olup uygulanırlar (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, 6.Bası, … 1997, sahife:73-78; Yılmaz, Zekeriya: Açıklamalı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1.Bası, … 2012, sahife:36-43; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11.Bası, … 2011, sahife:61-66; YİBK.’nun 08.07.1942 gün ve E:13, K:19; Hukuk Genel Kurulu’nun 23.09.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.03.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964 18.01.2012 gün ve E:2011/13-701, K:2012/6 sayılı ilamları).
Bu genel açıklamalardan sonra, zaman bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun ilgili hükmüne de değinmek gerekir:
HMK. nun “Zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448.maddesi; “(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Bu madde hükmüne göre usul hükümleri, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde tamamlanmış usul işlemlerine etkili olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemlerine yeni kanun hükümleri uygulanacaktır (Pekcanıtez/Atalay/Özekes:a.g.e., s.62).
Hemen burada belirtilmelidir ki, 05.06.1985 tarihinden önce yürürlükte bulunan HUMK.nun 409.maddesinde, takip
edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yenilenmeyen davaların, açılmamış sayılmasına karar verilmesi öngörülmüştü. 05.06.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3156 sayılı Kanun ile değişik HUMK.nun 409.maddesinde ise işlemden kaldırılan ve yenilenmeyen davalar için açılmamış sayılmalarına karar verilmesinde evvelce öngörülen bir yıllık süre üç aya indirilmiştir. Ancak, aynı Yasanın geçici maddesinde, 1086 sayılı HUMK.nun bu Kanunla değiştirilen hükümlerinin yine istisnalar ayrık kalmak üzere Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalara uygulanacağı, diğer bir ifade ile kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılmış ve halen derdest olan davalara uygulanmayacağı açıkça hükme bağlanmıştı.
Oysa 6100 sayılı HMK.nun geçici 1.maddesinde, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılmış ve derdest olan davalarda HMK.nun sadece “yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin” uygulanmayacağı sınırlı olarak sayıldıktan sonra aynı yasanın geçici 3/1.maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı HUMK.’nun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin 2.fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı HUMK.nun 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454.madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, 6100 sayılı HMK.nun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan ve 01.10.2011 tarihinden sonra da derdest olmaya devam eden davalarda HMK.nun hangi hükmünün uygulanmayacağı ve mülga HUMK.nun hangi maddelerinin uygulanmasına devam edileceği açıkça belirtilmiştir. Belirtilen maddeler arasında HUMK.nun 409.maddesi sayılmamıştır.
Ayrıca devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural, “derhal yürürlüğe girme” (I’effet immediat de la loi nouvelle) niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır.
Tamamlanmış hukuki durumların yeni yasa veya düzenleyici kuraldan etkilenmemesi, kazanılmış hakların saklı tutulması gereğinden kaynaklanan bir sonuçtur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2.maddesi hükmüne göre, Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir hukuk devletidir. Kazanılmış hak kavramı her ne kadar açık bir biçimde Anayasada düzenlenmemiş ise de, bunun
hukuk devleti kavramının temel taşlarından biri olduğu ve Anayasa’nın bünyesinde mündemiç bulunduğu, Türk Kamu Hukukunda, öğretide ve yargısal kararlarda benimsenmektedir.
Yasaların zaman içerisinde uygulanmaları esasları ile ilgili olarak yukarıda açıklanan temel ilkeler yanında, Yasa Koyucu, Anayasa’nın 87.maddesinde belirlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kanun koyma, değiştirme ve kaldırmayı görevleri arasında sayan yetkisi uyarınca, dilediği alanı düzenleme veya düzenlememekte serbest oluşu nedeniyle bir yasayı genel ilkeden ayrılarak geriye de yürütebilir.
Ancak, Yasama Organının bu yetkisi, Anayasal esaslar ile sınırlandırılmış bulunmaktadır. Bu sınırlardan bir tanesi de, kazanılmış hakların saklı tutulmasıdır. Bu, az önce açıklandığı üzere Hukuk Devleti olmanın zorunlu bir gereğidir.
O halde “kazanılmış hak”, “hukuk güvenliği” ve “adil yargılanma” gibi evrensel hukuk ilkelerine yanlış anlamlar yüklenerek 6100 sayılı HMK.nun yukarıda belirtilen açık hükümlerinin ve özellikle “usul hükümlerinin derhal uygulanırlığı” ilkesinin uygulanılmasından sarfınazar edilmesi doğru değildir.
Yukarıda belirtildiği gibi, 6100 sayılı HMK.nun Geçici 1.maddesi; “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.” hükmünü içermekte olup;madde metninden de anlaşılacağı üzere, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri dışındaki hükümlerinin uygulanacağı açıktır.
Somut olayda ise, tamamlanmış bir işlem söz konusu olmadığından mülga 1086 sayılı HUMK.nun yürürlükte olmadığı dönemde aynı yasanın 409.maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla tamamlanmamış işlem bakımından, 6100 sayılı Yasanın uygulanma olanağının bulunduğu açıktır. Bu durumda anılan HMK.nun 320/4.maddesinde belirtilen “işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olma” koşulunun gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında sonuç olarak, yerel mahkemenin davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararının, her bir davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin AAÜT 3/2.maddesine aykırılığı nedeniyle tüm davalılar yararına tek vekalet ücretine hükmedilmek suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekirken, kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.