Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2013/1052 E. 2013/10937 K. 08.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1052
KARAR NO : 2013/10937
KARAR TARİHİ : 08.07.2013

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul Asliye 13. Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı … vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 25.06.2013 Salı günü davacı …. Teks. San. İç ve Dış Tic. AŞ vekili Av. … geldi. Davalı … …… vekili Av. … geldi. Diğer davalı taraftan gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunanlar vekilleri dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Asıl ve birleşen davalarda davacı …. Tekstil San. İç ve Dış Tic. AŞ vekili, davalı borçlu …. Tarım Ürünleri San. ve Tic. AŞ aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2012/325 sayılı takip dosyasındaki dayanak bononun muvazaalı olarak düzenlendiğinin tespiti ile icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilleri ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iptali istenen takiplerde alacaklı ile borçluları arasında organik bağ ve akrabalık ilişkisi olduğu kanaatiyle BK m. 19 (Eski BK m. 18) maddesi ve İİK m. 277 ve müteakip maddeleri gereğince davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, BK. 18 ve 179. maddeler ile İİK 44. madde zikredilmek suretiyle “alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı ve hileye dayalı senetlerin tanziminin ve icra takiplerinin iptali ile geçersizliğinin tespit ve kabulü ile davalı Şirket borçlarından davalı …’ın da sorumlu olduğunun kabulü” gerektiği belirtilerek netice olarak davalılar arasında düzenlenmiş bonoların “muvazaa ve hileye dayalı tanzim edilmiş batıl ve geçersiz bonolar olduğunun tespit ve kabulü ile bonolara ayrışmasız bir nitelikte bağlı icra takibinin iptali” talep edilmiştir.
Dava dilekçesinin açıklamalar bölümünde ve 16/06/2012 tarihli dilekçede dahi davanın Borçlar Kanunu 18. maddeye dayandırıldığı açıklanmıştır.
Davacı vekili tarafından verilen 24/02/2012 tarihli dilekçede ise “dava her ne kadar BK 18. maddesindeki muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak ikame edilmiş ise de gerek İİK. 277. ve devamı maddeleri gerekse BK 18. maddesi uyarınca açılmış olan tasarrufun iptali davalarının birbirleri ile bağlantılı olması gerekçesi ile ileride hak kaybına uğramamamız adına aciz vesikası hükmündeki hacız tutanakları ile bilgi ve belgelerin celbini” ibarelerine yer verilerek aynı dilekçe içinde davalı borçlunun borcu karşılar malvarlığının bulunmadığı açıklanıp İİK. 277 maddesinde aranan aciz vesikası koşulunun gerçekleşmiş olduğunun kabulüne karar verilmesi istenmiştir. Yapılan yargılama sonunda Mahkemece gerekçe kısmında açıkça bir dava nitelemesi yapılmamış ancak son bölümde “BK 20 (Eski 18) ve İİK 277 ve müteakip maddeleri gereğince tasarrufun iptaline karar vermek gerekmiş” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş bunun devamı olarak da hüküm kısmında her bir dava için “muvazaa sebebi ile İstanbul 18. İcra Müdürlüğü 2012/326 esas sayılı takip dosyasında BK 20 maddesi (eski 18) ve İİK 277 ve müteakip maddeleri gereğince davalıların bu takip ile ilgili bono ve takibin iptaline” şeklinde karar oluşturulmuştur.
HUMK’nun 388.maddesinin 3-5 bentleri (HMK’nın 297/1-c) hükümlerine göre mahkeme kararlarının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini yanında mahkemece incelenen maddi ve hukuki olay ve meselelerin özüne mahkemeyi sonuca götüren gerçeklerin ne olduğu hususlarını içermesi de zorunludur. Bundan dolayı mahkemece davanın hangi hukuksal nedene dayalı olarak ele alındığı da belirtilmek zorundadır. Zira bu niteleme sonucu hangi delilerin toplanması gerektiği, hangi ön şartların araştırılacağı ve hangi yargılama usulünün tatbik edileceği gibi hususlar aydınlığa kavuşacaktır. Bu kararlar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da HUMK’nun 428. (HMK’nın 369.) maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe ve nitelemeyi nazara alarak kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığını denetleyecektir.
Somut olayda Mahkemece davanın nitelemesi yapılmadığı gibi yazılı olduğu şekilde yargılama usulleri ve dava şartları dahi farklı olan iki hukuksal nedene dayalı olarak davanın yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
2- Gerek muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasında gerekse İİK 277 vd maddelerine dayalı tasarrufun iptali davalarında HMK’nin 114. maddesinin (h) bendinde yazılı davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması zorunludur.
Davacının bu davayı davalı borçlusu …. Tarım Ürünleri San. ve Tic. AŞ hakkındaki takibinde alacağının alamadığından dolayı açtığı ve adı geçen borçlunun yaptığı tasarrufların iptalini istediği de açıktır. Davacı, davanın kabulü halinde borçlu Şirket malları üzerinde cebri icra yetkisi elde edecektir. Davalı … tarafından yapılan ve iptali istenen takipte, davalı borçlunun taşınmazları ve araçları üzerine konulan hacizler de davacının takiplerinden dolayı konulmuş hacizlerden sonradır. Ayrıca davacı tarafın işbu davaların açılmasında hukuki yararları bulunduğu yolundaki iddialarının dayanağını teşkil eden Garanti Bankası nezdinde bulunan hesapta ise davalı …’a bir para kalmadığı bildirilmiştir. Yine Bayrampaşa Malmüdürlüğünün 20/09/2012 tarihli yazısından da dava tarihinde davalı borçlu Şirketin herhangi bir alacağının bulunmadığı bildirilmiştir. Davacının hukuki yarar ile ilgili ileri sürdüğü son durum ise borçlu Şirket hisseleri üzerine konulan hacizlerle ilgili olarak ise davalı taraf beyanları üzerinde durularak geçerli bir haciz olup olmadığı araştırılmamış bir sonraki aşama olarak davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olup olmadığı yeterince irdelenmemiştir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli değildir.
3-Yukarıdaki bentlerde açıklanan sebeplerle bozma yapılmış olmasından dolayı diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenle de diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 990.00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı …’a verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’a geri verilmesine 08.07.2013 tarihinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.