YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13133
KARAR NO : 2014/18484
KARAR TARİHİ : 15.12.2014
MAHKEMESİ :Reşadiye Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ :26/02/2013
NUMARASI :2009/89-2013/30
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu çekicinin davacıların eşi/babası/kardeşi olan C.. B.. içinde bulunduğu araca 09/12/2008 tarihinde çarpması ile Cengiz’in vefat ettiğini, davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile her bir müvekkili için ayrı ayrı 200,00 TL olmak üzere toplam 1.400,00 TL maddi tazminatın davalılardan, her bir müvekkili için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 175.000,00 TL manevi tazminatın davalılar Ş.. S.. ve S.A..Tur. A.Ş’den olay gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında davalı Şemsettin hakkındaki davayı atiye bırakmış, ıslah dilekçesiyle destek tazminatı talebini davacı eş Günay için 151.353,44 TL’ye, davacı çocuk M.. T.. için 36.346,16 TL’ye, davacı çocuk Rüstem için 23.029,48 TL’ye, davacı çocuk A.. N.. için 16.371,28 TL’ye, davacı çocuk Zekeriya için 10.664,29 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, kazada davalı sürücü Şemsettin’in tam kusurlu olduğu, davacı kardeşler Celil ve Gülcan’ın destekten yoksun kalma zararı bulunmadığı gerekçesiyle davalı Şemsettin yönünden talep atiye bıraktığından bu davalı yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacı Günay için 151.353,44 TL, davacı çocuk M.. T.. için 36.346,16 TL, davacı çocuk Rüstem için 23.029,48 TL, davacı çocuk A.. N.. için 16.371,28 TL’ye, davacı çocuk Zekeriya için 10.664,29 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava dilekçesi ile istenen kısmın olay tarihinden, ıslah dilekçesiyle arttırılan kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar S.A.. Tur.A.Ş. ve Yapı Kredi Sigorta A.Ş.’den müteselsilen tahsiline, davacı eş Günay için 20.000,00 TL, davacı çocuklar M.. T.., R.., A.. N.. ve Zekeriya için ayrı ayrı 10.000 TL olmak üzere toplam 60.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı S.A.. Tur.A.Ş.’den tahsiline, davacı Celil ve Gülcan’ın maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Ayrıca, davalı S.A.. Tur.A.Ş. vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılması talebi hakkında mahkemece verilen karar verilmesine yer olmadığı yönündeki 26.06.2013 tarihli ek kararı davalı S.A.. Tur. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekili ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2)Dava, trafik kazasında vefat nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
BK’nun 45/2. maddesi gereği, ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir. Bu yasal düzenleme doğrultusunda hükmedilmesi gereken maddi tazminat, davacıların daha önce aldıkları ancak murisin ölümü sonucu artık alamayacakları destek miktarıdır. Yoksun kalınan gerçek
destek miktarının tespit edilebilmesi için öncelikle desteğin sağlığında elde ettiği net gelirin doğru saptanması icap eder.
Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda desteğin geliri değerlendirilirken, davacılar tarafından sunulan Etimesgut Belediyesi yapı kullanma izin belgeleri ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerine göre, desteğin yapı müteahhidi olduğu kabul edilerek asgari ücretin 1,5 katı üzerinden tazminat hesabı yapılmış ise de, mahkemece öncelikle davacılara desteğin geliri konusunda ispat imkanı verilmesi, aylık net sabit geliri olmayan serbest olarak mesleki çalışma yapan desteğin ölüm tarihinden geriye doğru 5 yıllık vergi kayıtları, ölüm tarihinde devam eden kat karşılığı inşaat sözleşmelerindeki menfaatleri incelenerek, yapılan işten sağlanan bir gelirin bulunması halinde bu gelirin elde edilmesinde vefat edenin bedensel ve yönetsel katkısı belirlenip, desteğin yerine başkasının çalıştırılması olanağı bulunup bulunmadığı göz önüne alınarak ona yapılacak ya da yapılması gereken ücret temel esas alınarak bu miktar üzerinden gerçek zararın hesaplanması gereklidir. Bu bakımdan mahkemece, desteğin gelirinin daha net kriterle ortaya konulması ve muhtemel gelirin belirlenmesi ile dosyanın aynı bilirkişiye tevdi edilerek ek rapor alınması suretiyle varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
3)Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, TMK.’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacılardan Celil ve Gülcan’ın trafik kazasında vefat eden kardeşleri Cengiz’in vefatı nedeniyle acı ve elem duyacağı açıktır. Buna rağmen mahkemece bu davacılar yönünden manevi tazminatın reddi doğru bulunmamış, davacılar C.. B.. ve G.. B.. için hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
4)Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Davacılar vekili, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı tutarak dava açmıştır. Bu nedenle, alacağın saklı tutulan kısmının temerrüt tarihi de aynı tarihtir. O halde, davalı araç maliki yönünden ıslah edilen kısım yönünden de faiz başlangıcının kaza tarihi olarak kabulü gerekir.
Davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. aracın trafik sigortacısı olup, Trafik Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi Genel Şartları`nın B-2-b maddesi uyarınca rizikonun, bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü sonrasıdır.
Bu durumda, mahkemece, davalı sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılıp yapılmadığı araştırılıp, yapılmış ise bundan 8 iş günü sonrasında, başvuru yapılmamış ise dava tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek, ıslah edilen bölüme ilişkin olarak davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. temerrüt tarihinden itibaren, davalı malik yönünden ise olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekmektedir.
5)Davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup 20/05/2008 başlangıç tarihli trafik sigorta poliçesinde ölüm halinde teminat limiti 100.000 TL olarak gösterilmiş ise de kaza tarihi itibarıyla ölüm halinde teminat limiti 125.000 TL’ye yükseltildiğinden, davalı sigorta şirketinin maddi tazminat sorumluluğunun 125.000 TL ile sınırlı olduğu hususunun hüküm kısmında belirtilmemesi ve maddi tazminat yönünden davacılar lehine hükmolunan vekalet ücretinden zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının B.2.b maddesi uyarınca, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacının yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata oranı dahilinde ödemekle yükümlü bulunduğu hususunun belirtilmemesi doğru olmamıştır. Ayrıca manevi tazminat yönünden sorumluluğu bulunmayan davalı sigorta şirketinin manevi tazminat yönünden davacılar lehine hükmolunan vekalet ücretinden müteselsilen sorumlu kılınması nedeniyle kararın bozulması gerekmiştir.
6)Davalı S.A.. Tur.A.Ş. vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılması talebi hakkında mahkemece verilen karar verilme-
sine yer olmadığı yönündeki 26.06.2013 tarihli ek karara yönelik davalı S.A.. Tur. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.
HMK’nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.
HMK’nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.
HMK’nin 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
HMK’nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2)Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki
427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3)Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi geçici 3. madde ile, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.
Burada çözümü gereken sorun, HMK’nin 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.
HMK’nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.
HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK’de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.
Ayrıca geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086
sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK’nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.
Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, HMK’deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK’ye de aykırılık taşımaktadır.
HMK’nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
HMK’nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtay’ın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.
Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21/02/2014 gün 2013/1 Esas 2014/1 Karar sayılı ilamı).
Açıklanan nedenlerle, davalı S.A.. Tur.A.Ş. vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılması talebi hakkında ilk derece mahkemesince verilen karar verilmesine yer olmadığı yönündeki 26/06/2013 tarihli ek karara yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekili ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. yararına, (3) ve (4) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş. yararına BOZULMASINA, (6) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı S.A.. Tur.A.Ş. vekilinin 26/06/2013 tarihli ek karara ilişkin temyiz isteminin kararın temyizi kabil olmaması nedeniyle REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş’ne geri verilmesine 15.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.