YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1998
KARAR NO : 2013/6148
KARAR TARİHİ : 02.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … Anonim Türk Sigorta AŞ vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkilinin oto kiralama işyeri sahibi olduğunu, davalı şirkete kasko sigortalı aracını diğer davalıya kiraladığını, davalı …’ın araçla tek taraflı trafik kazası yaptığını ve aracın hasarlandığını, ihbara rağmen davalıların hasarı ödemediğin belirterek şimdilik 100 TL değer kaybı zararının davalı …’dan 3.900 TL hasar bedelinin kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile her iki davalıdan tahsilini talep etmiş; 3.10.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 16.000 TL daha artırarak toplam 20.000 TL’nin tazmini istemiştir.
Davalı … olay anında alkollü olduğunu, birden karşısındaki araç önüne çıkınca duramadığını mümkün olan en az tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı… Sigorta AŞ vekili, araç üzerinde rehin kaydı bulunduğunu, davacının aktif dava ehliyetinin olmadığını, olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini, diğer davalının olay anında 183 promil alkollü olduğunu, kazanın oluşumunda bir başka etkenin bulunmadığını, hasar miktarının fahiş olduğunu, temerrüde düşmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 20.000 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı … Anonim Türk Sigorta AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.
A-Dava, davalı … yönünden trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat, davalı … Anonim Türk Sigorta AŞ yönünden ise kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
TTK’nin 1269 maddesi uyarınca malı rehin alan kimse o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi aynı yasanın 1270 maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu mal rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Böyle bir durumda sigortalı durumda olan rehin hakkı sahibi olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir. Sigorta ettiren ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatını almak suretiyle şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde tazminat istemek hakkına sahip olur. Taraf (husumet) ehliyeti yargılamanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardandır.
Somut olayda davacı ile davalı … şirketi arasında düzenlenen 204021511 nolu, 12.4.2011/2012 vadeli kasko sigorta poliçesinde, …,… Şubesinin rehin hakkı bulunmaktadır. Dain ve mürtehin sıfatı bulunan dava dışı bankanın tazminatın davacıya ödenmesine muvafakatı olup olmadığı konusu araştırılmamıştır. Bu durumda mahkemece dain ve mürtehin sıfatı bulunan…,… Şubesinin davaya muvafakatı olup olmadığının araştırılması, bankanın açık muvafakatı sağlandığı takdirde yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması, aksi halde davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; 2918 Sayılı KTK’nin 48.maddesinde alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1 maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanmayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinde taşıtın KTK uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların kasko poliçe teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) kalacağından davanın reddine, aksi halinde kabulüne karar verilmesi
gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün ve 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda davacıdan aracı kiralayan davalı …, olay anında 183 promil (Widmork formülüne göre) alkollü olarak araç kullanırken aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek gidişe göre yolun solundan yoldan çıkarak aracın ön ve alt kısımları ile bordür yaya kaldırım taşına ve aracın ön sol ve ön kısımları ile kaldırım kenarında bulunan binanın duvarına çarpmıştır. Yukarıda açıklanan ilkelere göre sürücünün alkollü olması, yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir. 28.5.2012 tarihli keşifte dinlenen davacı tanıkları, davalı …’nin çok hızlı araç kullandığını, kaldırım taşına çarptıktan sonra kontrolünü kaybedip karşı şeridin kaldırımına çıktığını, kaldırımı da geçerek yol kenarında bulunan binanın duvarına çarpıp durabildiğini, kaza yapmasında bir başka aracın veya yayanın etkisinin bulunmadığını söylemişlerdir. Davalı … ise karşısındaki araç birden önüne çıkınca duramadığını öndeki araca çarpmamak için kaldırıma çıkmak zorunda kaldığını ifade etmiştir. Mahkemece, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediği hususunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, aralarında nöroloji ve kusur konusunda uzman bilirkişilerin bulunduğu bilirkişi kurulundan olayın oluş şekli, yol, hava, trafik durumu, davalı … ile davacı tanıklarını beyanları, alkol raporu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurlarında kazanın meydana gelmesinde etkili olup olmadığının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli kusur yönünden alınan önceki bilirkişi raporunun ve kaza tesbit tutanağının da irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hüküm kurulması da doğru değildir.
b)Davacı vekili, dava dilekçesinde şimdilik 100 TL değer kaybı 3.900 TL hasar bedeli toplamı 4.000 TL’nin davalılardan tahsilini (değer kaybının davalı …’dan, hasar bedelinin her iki davalıdan) talep etmiş; 3.10.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 16.000 TL daha artırarak toplam 20.000 TL’nın tazminini istemiştir. Bu durumda mahkemece
davacı vekili tarafından ibraz edilen ıslah dilekçesinin davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve ıslah talebine karşı diyeceklerini bildirme imkanının tanınması gerekirken, ıslah dilekçesi tebliğ edilmeyerek, davalıların savunma haklarının kısıtlanması da isabetli görülmemiştir.
c)Mahkemece, her talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekir. Davacı vekili, dava dilekçesinde 3.900 TL hasar bedeli ile 100 TL değer kaybının davalılardan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini toplamda 16.000 TL daha artırarak 20.000 TL istemiştir. Hasar konusunda hükme esas alınan 13.9.2012 tarihli bilirkişi raporunda; araçta toplam 33.631 TL tutarında onarım gideri olduğu, aracın onarımının ekonomik olmadığı pertinin uygun bulunduğu, 2.el piyasa değerinin 29.000 TL, sovtaj değerinin 9.000 TL olduğu, sovtaj bedelinin mahsubu ile 20.000 TL maddi zararın oluşacağı belirtilmiştir. Bu halde, davacı vekili, ıslah dilekçesi ile toplam 20.000 TL’nin tahsilini talep ettiğine göre; bunun 100 TL’sının değer kaybı zararına ilişkin olduğu gözetilerek 19.900 TL hasar bedeli yönünden davanın kısmen kabulüne, pert olan araçlarda değer kaybına hükmedilemeyeceğinden 100 TL değer kaybı talebinin reddine, davanın kabul ve reddedilen kısmına göre yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, değer kaybı talebi hakkında olumlu ya da olumsuz hiç karar verilmemesi, 100 TL değer kaybı talebi yokmuş ıslahın tamamı araç hasarıyla ilgiliymiş gibi 20.000 TL hasar bedeli yönünden davanın kabulüne ve davanın tamamı kabul edilmişcesine yargılama giderlerinin tamanının davalılardan tahsiline karar verilip, davalı … şirketi lehine davanın reddedilen kısmına göre vekalet ücretine hükmedilmemesi de doğru değildir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … Anonim Türk Sigorta AŞ vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … Anonim Türk Sigorta AŞ’ye geri verilmesine 2.5.2013 gününde üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Somut uyuşmazlıkta, davacının sigorta ettiren ve araç işleteni, davalı … Kırca’nın kiracı, davalı … AŞ’nin de kasko sigortacısı olduğu aracın hasara uğraması nedeniyle davacı zararının tazmini istemi ile davalılar aleyhinde dava açılmış,
Davalı davanın reddini savunmuş,
Yargılama sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş,
Kararın yasal sürede davalı … şirketince temyizi üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda “1-Araç üzerinde dava dışı …,… Şubesinin rehin hakkının bulunması nedeniyle adı geçen bankanın davaya muvafakatının araştırılması, davaya kayıtsız şartsız muvafakat edilmediği takdirde davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi, 2-…..” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Sayın çoğunluğun 1 nolu bozma gerekçesine katılamıyorum.
4721 Sayılı TMK’nın Taşınır Rehni Başlıklı 940/2 maddesi “Gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde zilyetlik devredilmeden de taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabileceği, rehin kurulmasına ilişkin diğer hususların tüzükle belirleneceği”,
Yine aynı Yasanın taşınmaz rehni bölümünde yer alan Sigorta Tazminatı Üzerindeki Hak Başlıklı 879.maddesi “Muaccel olan sigorta tazminatının malike ancak bütün rehinli alacaklıların rızası ile ödenebileceği..”,
Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK 1269 maddesi “Bir malı muayyen rizikolara karşı temin etmekte para ile ölçülebilecek bir menfaati olan malikin, malikin adi veya rehin alacaklısının, malın muhafazasından dolayı malikine karşı mesul olan acente, kiracı, komisyoncu ve diğer kimselerin malın muhafazasında hakikaten menfaati olan kimseler yahut bunların kanuni temsilcilerinin bu menfaati sigorta ettirebilecekleri”,
Mülga TTK 1270 maddesie “Bir kimsenin diğer bir kimsenin nam ve hesabına dahi sigorta akdedebileceği, şu kadar ki o kimsenin nam ve hesabına hareket ettiği kimseyi temsile selahiyetli değilse sigorta priminden dolayı bizzat mesul olacağı..”,
Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 1456 maddeside “1-Sınırlı ayni hak ile takyit edilmiş bir mal üzerindeki malike ait menfeat sigortalandığı takdirde kanunda aksi öngörülmemişse, sınırlı ayni hak sahibinin hakkının sigorta tazminatı üzerinde de devam edeceği, 2-Sigortacıya mal üzerinde sınırlı ayni hak bulunduğu bildirildiği takdirde ayni hak sahiplerinin izni bulunmadıkça sigortacının sigorta tazminatını sigortalıya ödeyemeyeceği, ayni hakkın sicille alenileştiği veya sigortacının bunu bildiği durumlarda bildirime gerek bulunmadığı..” hükmünü taşımaktadır.
Gerek Yüksek 11.Hukuk Dairesi’nin ve gerekse Dairemizin kararlarında rehin alacaklısının davaya muvafakat etmemesi veya rehin alacağının ödenmemesi hali dava ön şartı olarak değerlendirilerek bu halde davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerektiği kabul edilmekte ise de tarafımızdan bu görüşe itibar edilmemektedir.
Zira 4721 Sayılı TMK 940/2 maddesine dayanılarak tesis edilen ve sicile kaydedilen menkul rehninde kıyasen uygulanması gereken TMK 879.maddesi ve temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK 1456/1,2 maddesinde de açıkça öngörüldüğü üzere rehin alacaklısının muvafakatının bulunmaması sadece sigorta tazminatının sigorta ettirene ödenmesine engel teşkil etmektedir. Sigorta ilişkisinin tarafı bulunan, sigortalı aracı hasarlanan davacının Kasko Poliçesi Genel Şartları kapsımında aracındaki hasar bedelini talep etmesinde, sadece ödemeye ilişkin anılan yasa hükümlerinin dava önşartı olarak değerlendirilmesi, davacınında, rehin alacaklısının da hakkına kavuşmasını engelleyici davalı … şirketini haksız zenginleştirici bir sonuç doğurduğu gibi anılan yasa hükümlerine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Bu durumda, dava dışı ….,… ‘nin rehin alacağı nedeniyle davalı … şirketinin sigorta bedelini davacı sigortalıya ödemesi sırasında öncelikle rehin alacağını ödemesi varsa artan kısmın ise sigortalıya ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan gerekçeye ve TMK 879 ve 6102 Sayılı TTK 1456/1,2 maddesi hükümlerine göre sayın çoğunluğun 1 nolu bozma gerekçesine karşıyım.
…
Karşı Oy