YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19252
KARAR NO : 2014/17389
KARAR TARİHİ : 01.12.2014
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı … şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili; davalıya zorunlu mali sorumluluk sigortalı olan aracın müvekkiline kasko sigortalı araca çarparak hasarladığını, 10.286,43 TL tazminatın sigortalıya ödendiğini, ödenen tazminatın rücuen tahsili için yürütülen takibe davalı … şirketinin itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; kazaya karışan her iki aracın işleteninin aynı olması sebebiyle zarar gören 3. kişi olarak kabulünün mümkün olmadığını, kaza termik santral şantiyesinde meydana geldiğinden karayolu olarak tanımlanamayacağını, kazanın sigorta teminatı kapsamında olmadığını, tazminat isteminin fahiş olduğunu, icra inkar tazminatı istenemeyeceğini, avans faizi isteminin yerinde olmadığını, müvekkilinin temerrüte düşürülmediğini öne sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; bilirkişi raporu benimsenerek davanın kabulü ile, 10.286,43 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz işletilmek suretiyle takibin devamına, asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı … şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; somut olayda işleten – malik aynı olsa da gerek zarar gören gerekse zarar veren araçların farklı olmasının yanı sıra, zarar gören aracın kasko sigortacısının …., zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısının … Sigorta AŞ. olmasına; her iki sigorta şirketinin farklı tüzel kişiliklere, kuruluş ana sözleşmelerine, bütçe ve ana sermayelere sahip olmaları karşısında 6098 sayılı TBK.’nun 135. maddesindeki alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide ve aynı mal varlığında birleşmesinin gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceğine göre, davalı … AŞ. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, 6102 sayılı TTK.’nun 1472. maddesinden kaynaklanan kasko rücu davasıdır.
Davacı tarafça asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili talep edilmiş, mahkemece de talep kabul edilmiştir.
Dava konusu tazminat miktarı likit (belirli, muayyen) olmayıp hükmedilecek tazminat miktarının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden, davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesi doğru değil bozma nedeni ise de; bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … AŞ. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile, hüküm fıkrasının (2) nolu bendinin hükümden tamamen çıkartılmasına ve hükmün bu hali ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … AŞ.’ye geri verilmesine, 1.12.2014 gününde başkan …’nun ve üye …’nın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluğun yerel mahkeme kararının yazılı gerekçelerle onanması (düzelterek onama) görüşüne açıklayacağımız hukuki gerekçelerden dolayı katılmıyoruz.
Davacı, kasko sigorta şirketidir. Meydana gelen kazada kendisine sigortalı aracın yine aynı işletene ait başka bir aracın çarpması sonucunda sigortalı araçta hasar meydana geldiğini, sigortalısına ödeme yaptığını, sigortalının “talep ve dava haklarının halefi” olduğunu ileri sürerek zarar veren konumunda olan aracın ZMMS sigortacısına karşı eldeki rücu davasını açmıştır.
Mahkemece halefiyete dayalı rücu şartlarının gerçekleştiği kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, TTK. 1472. maddesi (eski 1301. md) uyarınca açılan yasal halefiyete dayalı rücu davasıdır. Yasal halefiyete dayalı rücu davalarında halef olan davacı ile selefin sorumluluğunu yasa gereği üstlenen şirketin farklı olmasından daha çok esasen selefin dava hakkının bulunup bulunmadığı üzerinde tartışmak gerekecektir. Zira bu durum usul hukuku sorunu olmayıp, maddi hukuka göre tayin edilen ve dava konusu hakkın özüne ilişkin sorundur.
YHGK 05.04.2000 tarih 11-745/734 sayılı kararında açıkça vurgulandığı gibi TTK 1301 maddesine göre halefiyete dayalı rücu davası açabilmek için sigortalıya sigorta bedelini ödemek yeterli olmayıp, ayrıca sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü kişilere dava hakkının mevcut olması gerekir. Yine bu görüş doğrultusunda Dairemize ait bir karar Yüksek Hukuk Genel Kurulunda görülmüş ( HGK 15.04.2011 tarih 2011/17-13-191 sayılı) o karardaki somut olayda aynı işletene ait iki aracın çarpışması sonucunda işletenin hem zarar gören hem zarar veren konumunda olması nedeni ve davalı ZMMS karşısında üçüncü kişi sayılamayacağı, trafik sigortasının araç işleteninin üçüncü kişilere verdiği zararlardan doğan sorumluluğunu sigorta güvencesi altına aldığı, 2918 sayılı yasa 92 madde Genel Şartlar A.3.(f) bendine göre işletenin mallarına gelen zararların teminat dışında tutulduğu ayrıca alacaklısı ve borçlusu aynı olan bir borç ilişkisinin düşünülmeyeceği, bu birleşmenin aynı mal varlığına ilişkin olduğu açıklanmış, sonucunda işletenin her iki araç bakımından da 3.kişi durumunda olmadığı, BK 116 maddesi (TBK 135 md.) uyarınca kendi üzerinde borçluluk ve alacaklılık sıfatının birleştiği (borcun sona erdiği) gözönüne alınarak direnme kararı bozulmuştur.
TTK 1472 (eski 1301) maddesi uyarınca halefiyete dayalı davalarında sigortalı hangi haklara sahipse sigortacıda halefiyete dayalı olarak aynı haklara sahiptir.
Somut olayda aynı işletene ait iki araç kazaya karışmış ve hasar görmüştür. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre işleten hem zarar gören hemde zarar veren konumundadır.
Bu zararının KTK ve Genel Şartlar hükümlerine göre ZMMS karşısında üçüncü kişi olmadığından teminat dışı kabul edileceğinden isteyemiyeceği diğer yandan borçluluk ve alacaklılık sıfatı işleten üzerinde birleştiği ve Borçlar Kanunu hükümlerine göre borcun sona ermiş sayılması gerekeceğinden dava hakkının olmayacağının kabulü gerekir. Olmayan bir dava hakkının sadece ödeme nedeniyle halefiyete dayalı olarak kullanılmak istenmesi yasalara ve uygulamaya aykırıdır. Yine 11. HD’nin 03.06.2002 tarih 1918/5615 sayılı kararında vurgulandığı gibi ” Kasko şirketinin sigortalısına her ödeme karşısında mutlaka bir zarar sorumlusu bulunacak diye bir ilkenin bulunmadığı bunun aksini kabul etmek sigorta kurumu amacı dışında bir olgu olacaktır.
Yukarıda açıkladığımız nedenler ile yerel mahkeme karının bozulması görüşündeyiz.