Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2014/19506 E. 2014/18392 K. 11.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19506
KARAR NO : 2014/18392
KARAR TARİHİ : 11.12.2014

MAHKEMESİ : Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12/04/2013
NUMARASI : 2012/247-2013/117

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı DASK vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili adına kayıtlı Van ili Merkez ilçesinde bulunan binanın 23.10.2011 tarihinde meydana gelen depremde ağır hasar alarak yıkımına karar verildiğini, müvekkilinin bahsi geçen taşınmazını E… Sigorta A.Ş.’den 05.06.2011 tarihinde dask sigortası yaptırdığını, dask tarafından müvekkiline 53.900,00 TL ödeme yapıldığını, müvekkiline 9.702,00 TL eksik ödemede bulunulduğunu ileri sürerek, 9.702,00 TL’nın 23.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı dask vekili, dava konusu taşınmazın zorunlu deprem sigorta bedelinin 64.900,00 TL olarak belirlendiğini, meydana gelen depremden sonra ekspertiz raporunda belirtilen miktarın davacıya ödendiğini, müvekkilinin poliçeden kaynaklanan sorumluluğunun kalmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı E… Sigorta A.Ş. vekili, müvekkilinin acentelik görevini yaptığını bu nedenle herhangi bir husumetin yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davalı Dask aleyhine açılan davanın kabulü ile 9.702,00 TL’nın 23.10.2011 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davalı E..Sigorta A.Ş. aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davalı dask vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Dask sigortasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
1-Davaya konu zorunlu deprem sigorta poliçesinde, dava dışı T.Garanti Bankası A.Ş rehin alacaklısı olup poliçede dain mürtehin kaydı yer almaktadır. T.Garanti Bankası A.Ş, Banka alacağının devam ettiğini alacağı devam etmek kaydıyla davaya muafakat ettiğini bildirmiş olup şartlı muafakat dava açmak için yeterli olmayıp, poliçeden kaynaklı alacak üzerinde rehin alacağı nedeniyle T.Garanti Bankasının rüçhan hakkı olduğundan, davacının aktif husumet ehliyeti yokluğudan davanın reddi gerektiği hususu gözardı edilerek, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalı DASK vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı DASK’a geri verilmesine 11.12.2014 gününde Üye E.S.Baydar’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-
Somut uyuşmazlıkta;
Davacının sigorta ettireni, davalı E.. A..’nin sigortacı, davalı Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun sigorta tazminatı yükümlüsü, dava dışı Garanti Bankası AŞ’nin de sigorta sözleşmesine konu taşınmazın rehin hakkı sahibi oldukları, 64,900,00 TL sigorta bedeli ile Zorunlu Deprem Sigorta Poliçesi ile sigortalanan taşınmazın depremde hasar görmesi sonucu davacının başvurusu üzerine davalı DASK tarafından davacıya 53,900,00 TL ödeme yapıldığı, sigorta bedelinden %2 tenzili muafiyet sonucu 9.702,00 TL’nin daha ödenmesi istemi ile eldeki dava açılmış,
Davalılar davanın reddini savunmuş,
Yargılama sonucunda mahkemece, sigorta şirketi aleyhindeki davanın husumetten reddine, DASK aleyhindeki davanın kabulüne karar verilmiş,
Kararın davalı DASK vekilince temyizi üzerine yazılı gerekçe ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Taşınmaz Rehni başlıklı 850.maddesinde “taşınmaz rehninin ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irad senedi şeklinde kurulabileceği”,
Yasanın 851.maddesinde “taşınmaz rehninin, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kuralabileceği”,
Yasanın 853.maddesinde “rehin hakkının ancak tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde kurulabileceği”,
Yasanın 858.maddesinde “taşınmaz rehninin, tescilin terkini veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona ereceği”,
Yasanın 879.maddesinde “muaccel olan sigorta tazminatının malike ancak bütün rehinli alacaklıların rızasıyla ödenebileceği”,
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1456.maddesinde de “1-sınırlı ayni hak ile takyid edilmiş bir mal üzerindeki malike ait menfeat sigortalandığı takdirde kanunda aksi öngörülmemişse sınırlı ayni hak sahibinin hakkının sigorta tazminatı üzerinde de devam edeceği, 2-sigortacıya mal üzerinde sınırlı ayni hak bulunduğu bildirildiği takdirde ayni hak sahiplerinin izni bulunmadıkça sigortacının sigorta tazminatını sigortalıya ödeyemeyeceği, ayni hakkın sicille alenileştiği veya sigortacının bunu bildiği durumlarda bildirime gerek bulunmadığı” düzenlenmiştir.
Gerek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin ve gerekse Dairemiz’in kararlarında rehin alacaklısının davaya muvafakat etmemesi veya rehin alacağının ödenmemesi hali dava ön şartı olarak değerlendirilerek bu halde aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddi gerektiği kabul edilmekte ise de bu görüşe tarafımızca itibar edilmemektedir.
Zira 4721 sayılı TMK 850 vd.maddelerine dayanılarak tesis edilen ve sicile kaydedilen taşınmaz rehninde, TMK 858 maddesi gereğince taşınmazın yok olması nedeniyle rehin hakkı sona erdiğinde taşınmazın sigortalı olması nedeniyle rehin alacağı sigorta tazminatı üzerinde devam etmektedir.
Bu halde sigorta tazminatından öncelikle rehinli alacağın karşılanması, tazminattan arta kalan kısmının ise sigorta ettirene ödenmesi gerekmektedir.
Nitekim TMK 879 maddesi hükmü de bu hususa işaret etmektedir.
Rehin alacaklısının muvafakatının bulunmaması, sigorta tazminatının sigorta ettirene sadece ödenmesine engel teşkil etmektedir. Sigorta ilişkisinin tarafı bulunan, sigortalı taşınmazı hasarlanan davacının Zorunlu Deprem Poliçesi Genel Şartları kapsamında taşınmazındaki hasar bedelini talep etmesinde sadece ödemeye ilişkin anılan yasa hükmünün dava ön şartı olarak kabul edilmesi, davacının da rehin alacaklısının da hakkına kavuşmasını engelleyici, davalı sigorta şirketini haksız zenginleştirici bir sonuç doğurduğu gibi TMK 879 maddesi hükmüne de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Bu durumda kabule göre, hükmolunan tazminattan dava dışı Garanti Bankası AŞ’nin 4.937,36 TL tutarındaki rehinli alacağının davalı sigorta şirketince rehin hakkı sahibine, bakiye sigorta tazminatının ise davacı sigorta ettirene ödenmesi gerekir.
Açıklanan nedenle rehin hakkı sahibinin davaya muvafakat etmemesi durumunu dava ön şartı olarak değerlendirmek suretiyle davacı sigorta ettirenin aktif dava ehliyeti bulunmadığına ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Diğer taraftan Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları’nın B.3.3.1 maddesinde “sigorta tazminatının hesabında, tam veya kısmi hasar olmasına bakılmaksızın, rizikonun gerçekleştiği yer ve tarihte benzer yapı özellikleri gözönünde bulundurularak binanın piyasa rayiçlerine göre hesaplanan yeniden yapım maliyetinin esas alınacağı, ancak sigorta tazminatının hiçbir durumda sigorta bedelinden fazla olamayacağı..”,
Genel şartların A.6 maddesinde de “her bir hasarda sigorta bedelinin %2’si oranında tenzili muafiyet uygulanacağı, DASK’ın hasarın bu şekilde bulunan muafiyet miktarını aşan kısmından sorumlu olduğu…” öngörülmüştür.
Yerel mahkemece, sigorta tazminatının hesaplanmasında genel şartların B.3.3.1 maddesi ve A.6 maddesi hükümlerine göre bir inceleme yapılmaksızın salt sigorta bedeli esas alınmak ve muafiyet miktarı mahsup edilmek suretiyle yanılgılı değerlendirilme sonucu hüküm tesis edilmiştir.
Yerel mahkeme kararının, sigorta tazminatının genel şartların B.3.3.1 ve A.6 maddesine göre hesaplanması, bulunacak miktarın davadan önce davalı DASK tarafından ödenen 53.900,00 TL’nin veya bu miktarın altında kalması halinde davanın reddi, bulunacak miktarın DASK’ın ödemesinden fazla olması halinde mahsup sonucu kalan kısmın 4.937,36 TL rehinli alacak miktarı veya bundan az olması halinde rehinli alacağın ödenmesi, hesaplanan miktarın rehinli alacaktan fazla olması halinde ise rehinli alacaktan artan kısmın davacıya ödenmek üzere karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulması gerekmektedir.
Açıklanan gerekçelerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken yazılı gerekçeyle kararın bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.