Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2019/4719 E. 2020/5517 K. 13.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4719
KARAR NO : 2020/5517
KARAR TARİHİ : 13.10.2020

MAHKEMESİ : Adana 6. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiş, istinaf istemininin kabulü ile yeniden hüküm kurularak verilen davanın reddine ilişkin kararının Yargıtayca incelenmesi süresi içinde yine davacı vekili istenmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili davalı borçlu … hakkında takip yaptıklarını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazı kardeşi davalı …’e devrettiğini belirterek, bu tasarrufun iptalini istemiştir.
Davalılar vekilleri, satışın gerçek olduğunu raiç bedelden satıldığını ve bedelin banka kanalı ile ödendiğini belirterek, davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli oransızlık olduğunu, davalıların kardeş olmaları nedeni ile aralarındaki tasarrufun İİK’nun 278/3-1. maddesi gereğince iptali gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, süresi içerisinde davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 03. Hukuk Dairesince, mahkemece İİK 278/2,3 maddesi dikkate alınarak karar verilmiş ise de; Anayasa Mahkemesi 11/7/2018 tarihli toplantısında 2018/9 E numaralı dosyada 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “…neseben veya…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline; (2) numaralı bendinin ise Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine” karar verildiği, İlk derece Mahkemesi tarar tarihi itibarı ile henüz yürürlüğe girmemiş ise de artık iptal kararı yürürlüğe girdiği, Anayasa Mahkemesinin kararını bütün halinde değerlendirildiğinde salt taraflar arasındaki yakın akrabalık nedeni ile davalının hak arama özgürlüğünü kısıtlar mahiyette kendi iddia ve delillerini sunmasını engelleyerek yada delilleri sunulsa dahi bunlara itibar edilmeyerek gerçek olan bir tasarrufun iptaline karar verilmiş olmasının davalı 3. Kişinin mülkiyet hakkının ihlali olduğu kabul edildiği, Mahkemenin bedel farkı tesbitinin yerinde olmadığı, davalı … tarafından taşınmazın satış bedeli açıklamalı banka dekontunda görüldüğü üzere banka aracılığı ile ödendiği, taşınmazın devir tarihi olan 08/09/2015 tarihinden sonra davacı bankanın davalı borçluya kredi kullandırma devam ettiği beyan edidiği, bu savunmanın aksi iddia edilmediği, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı 3. kişi …’ın 4/5 hisse sahibi olduğu, … Metal … Ltd. Şti. Lehine 30 yıllık üst hakkı sahibi olduğu taşınmaz üzerindeki yapının davalı 3. Kişinin sahibi olduğu şirket tarafından kullanılan depo olması, taşınmazın büyük bir kısmını satıştan önce de bu şirketin kullanıyor olması nedeni ile tasarrufun iptalini gerektirmeyeceğinden satışın muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu kanaatine varıldığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulü isabetli görülmediği, davalı … vekilinin istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmasına, davanın dava şartı yokluğun nedeni ile reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
Tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır. Alacaklı tarafından açılan böyle bir dava ile cebri icra yolunun tamamlanması amaçlanır. Açılan dava kanıtlandığı takdirde tasarruf tamamen iptal edilmez. Sadece dava konusu mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış addedilerek, alacaklı bu malı haczettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme olanağını bulur. Dolayısıyla, tasarrufun iptali sadece, bu davayı açan alacaklının, kendisini zarara uğratmak kastıyla hareket eden borçludan cebri icra yoluyla alacağını tahsiline olanak sağlayan bir yoldur.
Dosya içeriğinden, bölge mahkemesinin tesbit ettiği gibi dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir fark olmadığı sabittir. Davalı borçlu ile üçüncü kişinin kardeş oldukları dava konusu taşınmazda hissedar oldukları ve taşınmazdaki depoların davalı …’e ait olmakla birlikte borçlu tarafından kullanılan deponun da bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 11/7/2018 tarih, 2018/9 E 2018/84 Karar sayılı dosyada 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “…neseben veya…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline; (2) numaralı bendinin ise Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine” karar verilmiş, iptal kararı 15.08.2019 tarihli Resmi Gazete de yayınlanmış ve temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe girmiştir. Bu bağlamda somut olayda İİK’nun 278/3-1 maddesinin uygulama olanağı olmamakla birlikte İİK’nun 280/1. maddesi gereğince, davalı borçlunun kardeşi olan ve aynı yerde ticare faaliyette bulunan …’in borçlunun mali durumunu ve alcaklılarını ızrar kastını bildiği veya bilmesi gerektiğinin kabulü gerekir, bu madde kapsamında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, bölge mahkemesince davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile bölge mahkemesinin kararının BOZULMASINA, HMK’373/2. maddesine göre dosyanın kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 13.10.2020 gününde üzere oybirliğiyle karar verildi.