YARGITAY KARARI
DAİRE : 18. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12757
KARAR NO : 2009/1670
KARAR TARİHİ : 24.02.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz istemlerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve pul yokluğu nedeniyle duruşma istemleri reddedildikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Mahkemece bir kez bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de alınan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir.
Şöyle ki;
1-Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca değerlendirme gününden önce özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerinin tespiti ve bedelin tespitinde etkisi olan diğer unsurlar da dikkate alınarak ikinci fıkra gereğince her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirlenip dayanakları da gösterilmek suretiyle değerlendirilerek kamulaştırma bedelinin saptanması gerekir.
Bu saptamanın yapılmasında dikkate alınması gereken diğer bir unsur dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazın vergi beyan değerleri arasındaki orandır.
2942 Sayılı Yasanın 11. maddesinin (d) bendinde vergi beyanı, kıymet takdirinde gözönünde tutulması gereken esaslar arasında sayılmıştır. Bu tür nesnel öğeler sayesinde bilirkişilerin öznel değerlendirmelerini denetleme olanağı elde edilmiş olur. Vergi beyanları ve resmi makamlarca yapılan kıymet takdirleri genellikle taşınmazın gerçek değerini tam olarak yansıtmamakta, gerçek değerinden daha düşük değerler belirlenmektedir. Ancak, bu husus dava konusu taşınmaz için olduğu kadar emsal içinde geçerlidir ve emsal karşılaştırması yapılırken dikkate alınması yasa gereğidir.
Bilirkişi kurulunca somut emsal olarak alınan 229 ada 17 parsel numaralı taşınmaz dava konusu taşınmaz ile aynı mahallede ve aralarındaki mesafenin 300m, ilçe merkezine dava konusu taşınmazın 1800 m, emsalin 1500 m uzaklıkta olduğu ve aynı özellikleri gösterdikleri bilirkişi raporundan, geri çevirme kararı üzerine Belediye Başkanlığının 17.11.2008 günlü, Tapu Sicil Müdürlüğünün 7.11.2008 yazılarından kadastro parseli oldukları anlaşılmaktadır.
Her iki taşınmazın bilirkişi kurulunca belirlenen bu özellikleri, emsal taşınmazın dava konusu taşınmaz ile eşdeğerde olabileceği izlenimini vermektedir. Bilirkişi raporunda nazara alınmayan vergi beyan değerleri yönünden de denetim yapılmak üzere Dairenin geri çevirme kararı uyarınca dosyaya getirtilen belediye yazısında, emlak vergisine esas asgari değerleri itibariyle emsal taşınmaz ve dava konusu taşınmaz için 50 YTL/m² bildirilmiş olması da emsalle dava konusu taşınmazın eşdeğerli olduğu yolundaki intibaı güçlendirmektedir.
Açıklanan nedenlerle, bilirkişi raporunda, emsal ile dava konusu taşınmazın belirtilen özelliklerine göre yapılan karşılaştırması sonunda, dava konusu taşınmazın emsalden yaklaşık yüzde 60 daha değerli olduğunun saptanması gerçek durumla taban tabana zıt, açık bir isabetsizlik teşkil ettiği gibi değerlendirmede, dava konusu taşınmaz ile somut emsalin emlak vergisine esas değerlerinin getirtilip aralarındaki oranın gözetilmemiş olması da yasal bir noksanlık oluşturmaktadır. Bu bakımdan, yeterli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması,
2-Geri çevirme kararı üzerine Belediye İmar Müdürlüğünden ve Tapu Sicil Müdürlüğünden gelen yazılarda, dava konusu taşınmaz ile buna emsal alınan taşınmazın İmar Yasasının 18. maddesi gereğince imar düzenlemesi görmediği ve kadastral parsel niteliğinde oldukları belirtildiğine göre dava konusu taşınmazın, emsalle karşılaştırılması sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payı düşülmesine gerek bulunmadığı halde, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda taşınmazın saptanan değerinden %40 oranında düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak indirim yapılması,
3-Mahkemece Kamulaştırma Yasasının 27.maddesine göre tespit edilip idarece davalılar adına bankaya yatırılan bedel ile tespit ve tescil davası sonunda saptanıp hüküm altına alınan bedel arasındaki farkın davalı tarafça bankadan çekilmesine kadar varsa işlemiş mevduat faizi ile birlikte davacı idareye ödenmesine karar verilmesi gerekirken bu farkın bankadan çekildiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece açıklanan bozma nedenlerini karşılar biçimde ek rapor alınmalı ve oluşacak sonuç doğrultusunda karar verilmelidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edenlerden davalı tarafa iadesine, 24.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.