YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/4164
KARAR NO : 2006/9934
KARAR TARİHİ : 19.10.2006
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davalının 14.04.1997 başlangıç tarihli asıl bayilik sözleşmesi ve bu sözleşmenin bazı maddelerini değiştiren 23.10.2003 tarihli tadil sözleşmesine göre, davacının bayiliğini yaptığını, davalının Temmuz 2004 içinde normal LPG alımını yapmadığının saptanması üzerine mahkemece 12.07.2004 tarihinde davalı işyerinde yapılan tespitte, davalı işyerinin kapalı olduğu, dükkanda 30-40 adet piknik tüpü ile az sayıda mutfak tüpü bulunduğunun, … A.Ş.tabelasının asılı olmadığının tespit edildiğini, bu hususların Bayilik Sözleşmesine aykırılık oluşturması nedeniyle sözleşmenin 03.09.2004 tarihli ihtarname ile haklı olarak feshedildiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin 27. maddesine göre cezai şart talep hakkının doğduğunu, davalının zilyetliği altında bulunan 1573 adet tüp için 10.295.000.000.-TL.cezai şart hakkı doğduğu gibi, yine 27. maddeye göre sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle 40 tüp LPG’nin ana depo satış fiyatı üzerinden 53.339.517.760.-TL. cezai şart olarak talep hakkı doğduğunu, sözleşmenin 26. maddesinde yazılı kâr kaybından dolayı alacak hakkı saklı kalmak kaydıyla toplam cezai şart miktarının 63.634.517.760.-TL. olduğunu, davalıdan irad kaydedilen ve davalıdan alınan depozito tüp bedelinin toplam cezai şarttan tenzili ile 61.014.651.260.-TL. cezai şartın tahsili talep hakkı doğduğunu belirterek, fazlaya dair hak saklı kalmak üzere şimdilik 15.000.000.000.-TL.nin fesih tarihinden itibaren reeskont haddi üzerinden gecikme faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 14.04.1997 tarihinden itibaren yürütülen bayiliğin belirsiz süreli hale geldiğini, bayilik sözleşmesinin müvekkili tarafından 02.07.2004 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, yükümlerin eksiksiz yerine getirildiğini, bayilik süresinde alınan depozitolu tüplerin tamamının depozito bedellerinin ödendiğini, cezai şart koşulları oluşmadığı gibi talep edilen cezai şart tutarının fahiş olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bayilik sözleşmesinin 31.12.2003 tarihinde son bulduğu, bu tarihten sonra sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiği, bu durumda taraflardan her birinin tek yanlı beyanla belirsiz süreli borç ilişkisini sona erdirebileceği, bayilik sözleşmesi açısından kanunda düzenlenen fesih süresi olmadığı, davacının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini davalıya bildirmeden önce davalı yanca bayilik sözleşmesinin 02.07.2004 tarihinde keşide edilen ihtarname ile olağan fesih yolu ile sona erdirildiği, bu durumda sözleşmenin 27 ve 28. maddelerinde düzenlenen cezai şarta ilişkin istemlerin davalıdan istenemeyeceği, davalıca sözleşmenin süre verilmeden feshi nedeniyle yoksun kalınan kâr kaybının (15-30 gün olabilir) istenebileceği, bu yönde talep hakkının saklı tutulduğu, ancak bu yönde bir talepte bulunulmadığı gerekçesiyle davacının tazminat istemlerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 23.10.2003 tarihli tadil sözleşmesinin 29. maddesinde; “Bu anlaşmanın 31.12.2001 tarihine kadar muteber olduğu, anlaşma hitamından 3 ay evvel taraflardan birinin akdin devamını arzu etmediğini yazılı olarak diğer tarafa bildirmemesi halinde anlaşmanın (2) sene daha yenilenmiş olacağı ve böylece devam edeceği” öngörülmüştür. Sözleşmenin bu hükmü uygun sürede feshi ihbarda bulunulmadığı takdirde her seferinde sözleşmenin (2) yıl daha uzamış sayılacağı şeklinde anlaşılmalıdır. Somut olayda (3) ay önceden feshi ihbarda bulunulmadığından sözleşme (2) yıl daha uzamış ve bitim tarihi 31.12.2005 olmuştur. Davalı ise, henüz sözleşme süresi dolmadan 02.07.2004 tarihinde akdi feshettiğini karşı tarafa bildirmiştir. Fesih ihbarı karşı tarafa ulaşmakla hüküm doğurur. Bu durumda davalının akdi fesihte haklı olduğu kabul edilemez. O halde, mezkur sözleşmenin haksız feshe ilişkin hükümleri gözetilerek davacının taleplerinin değerlendirilmesi ve uygun sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.