Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2007/1701 E. 2007/3970 K. 19.04.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1701
KARAR NO : 2007/3970
KARAR TARİHİ : 19.04.2007

Mahkemesi : Ankara 12.İcra Mahkemesi

Taraflar arasındaki karşılıklı sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı karşı davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Dava sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dışı borçluya ait aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde üst sıraya yerleştirilen davalının haczinin 21.06.2004 ve 08.10.2004 tarihlerinde konulduğunu, daha sonra borçlunun itirazı üzerine İcra Mahkemesi’nce ödeme emri tebliğ tarihinin 11.10.2004 olarak belirlendiğini ve bu itibarla sıra cetveline alınan davalı hacizlerinin hüküm ifade etmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İcra Mahkemesi’nce davacı vekiline yapılan sıra cetveli tebliğinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 17 nci maddesine uygun olmadığı ve davalı hacizlerinin, ödeme emrinin iptali üzerine ortadan kalktığı gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle sıra cetvelinin, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 17 ve 20, Tüzüğün 23 ve 26 ncı maddelerine aykırı biçimde muhatabın tebligat sırasında ne sebeple adresten ayrıldığı saptanmaksızın tebliğinin geçersiz olması karşısında, İcra ve İflas Kanunu’nun 142 nci maddesinde öngörülen itiraz süresinin başlangıcının tesbitinde, davacı yanca beyan edilen tebellüğ tarihinin (Teb.K.m.32) esas alınmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan İcra Mahkemesi kararının İcra ve İflas Kanunu’nun 366 ncı maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 19.04.2007 günü oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava sıra cetveline itiraz davasıdır. İİK’ nun 142 nci maddesi hükmü gereğince bu davanın sıra cetvelinin tebliğinden itibaren yedi … içinde açılması gerekir. Bu yedi günlük süre içerisinde dava açılmaz ise sıra cetveli kesinleşir.
Somut olayda, Ankara 30. İcra Müdürlüğünce düzenlenen derece kararı davacı vekili adına ve adresine gönderilmiş 28.04.2006 tarihinde sekreter … imzasıyla tebliğ edilmiştir.
Davacı vekili bu tebliğ tarihinden yaklaşık dört ay, (yasa ile öngörülmüş olan 7 günlük süre çok çok geçtikten) sonra 1.9.2006 tarihinde dava açarak derece kararının büroda olmadıkları sırada, o sırada büroda bulunan …’e tebliğ edilmiş olduğu, …’in büroda çalışmadığını bu nedenle yapılan tebligatın usulsüz olduğunu tebligattan Adli tatilde dosyaları düzenledikleri sırada 31.08.2006 tarihinde haberdar olduklarını bildirerek usulsüz tebligatın yapılmamış sayılmasına ve sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı tebligatın usulüne uygun olduğunu, davanın süresinde açılmadığını bildirmiştir.
Mahkemece tebligatın, Tebligat Kanununun 17. maddesi uyarınca usulsüz olduğu gerekçesiyle tebliğin aynı yasanın 32. maddesi uyarınca 31.8.2006 tarihinde yapılmış olduğu kabul edilerek, davanın kabulüne derece kararının iptaline karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemenin tebligatın geçersiz olduğu yönündeki kabulüne ve bu yönde verilen kararın onanması yolundaki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz; çünkü;
Dosyada mevcut PTT Genel Müdürlüğü, Ankara Posta İşetme Merkezi Müdürlüğünün 29.9.2006 … 034566 sayılı yazısından dava konusu sıra cetveli tebligatını 28.04.2006 tarihinde davacı vekilinin sekreteri olarak almış olan …’in bu tebliğ tarihinden 5 ay sonra da aynı büroda davacı avukatının sekreteri olarak 26.9.2006 tarihinde Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Ankara 50. Noterliğinin Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin tebligatlarını aldığı bildirilmiştir.
Yine dosyada bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10.2006 tarihli, 2006/160414 soruşturma, 2006/102599 K. sayılı Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında Davacı avukatlarının bürodan ayrıldıklarında …’in çok sayıda benzer biçimde tebliğ evrakını aldığı yazılıdır.
Açıklanan bu durumlar gözetildiğinde tebligatı alan … davacı avukatlarının büro çalışanıdır. En kötü ihtimalle büro çalışanı olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle ona yapılan tebligatta geçerlidir. Aksi halde ilk tebliğ tarihinden 4-5 ay sonra yine adli tebligatları alan bir kişinin davacı vekillerinin bürosunda tesadüfen bulunduğunun, bir başka deyişle büro çalışanı olmadığının kabulü olanaksızdır. Bu kabul şekli kanunda öngörülen sürelerin hükümsüz kılınmasına, suistimal edilmesine yol açacaktır. Uygulamada vekille takip edilen tüm işlemler ve davalarla ilgili tebligatlar o vekilin sekreterlerine yapılmakta bu da mahkemelerce kabul edilmektedir. Aksi halde kanuni süreyi geçiren her vekil tebligatı alan benim çalışanım, sekreterim değildi tebliğ evrakını yeni buldum gerekçeleri ile yasal sürelerinden sonra müracaat ederlerse bu başvuruların tamamının kabulü gerekecektir..
Bu nedenlerledir ki en azından mahkemece tebligatı alan …’in davacı avukatlarının bürosunda devamlı çalışıp çalışmadığının araştırılması gerekirdi.
Tebliğin usulsüz olduğunu kabul eden mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama yönündeki düşüncelerine katılamıyoruz 19.4.2007