YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5052
KARAR NO : 2008/6508
KARAR TARİHİ : 12.06.2008
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin incelenmesi sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı talebin reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde talep eden vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
İhtiyati haciz isteyen vekili, müvekkili Banka (…) ile … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş. arasında, Bankaya ait kıymetli madenlerin konsinye olarak … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş.’ye gönderilmesine ve akabinde mutabık kalınırsa satışına ilişkin 27.4.2005 tarihli “Kıymetli Maden Konsinye Sözleşmesi (Konsinye Sözleşmesi)” akdedildiğini, … Kuyumculuk Sanayi İthalat ve İhracat A.Ş.’nin 16.6.2005 tarihinde … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş.’ye garantör olduğunu, Konsinye Sözleşmesi uyarınca 7.12.2007-11.2.2008 tarihleri arasında toplam 3.625 kg altının …ye teslim edildiğini, 10.3.2008 tarihli ihtara rağmen altınların bedellerinin ödenmediğini, … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş.’nin taahhütlerinden kurtulmak amacıyla hileli eylem ve işlemleriyle mal kaçırdığını, müvekkil Bankayı hile ve desiselerle dolandırmaları nedeniyle söz konusu şirket yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmanın sürdüğünü, İngiltere Ticaret Mahkemesinden ihtiyati tedbir kararı alındığını, tedbir kararlarının Türkiye’de tenfizinin mümkün olmaması nedeniyle Türkiye’de ihtiyati haciz talep ettiklerini belirterek, satılan altınların karşılığı olan 105.703.343.07. USD alacağın temini amacıyla ihtiyati haciz isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için söz konusu alacak hakkının tereddüte mahal vermeyecek şekilde açık olması gerektiği, alacaklı tarafından tek taraflı olarak gösterilen faturanın alacak hakkının varlığını göstermek açısından yalnız başına yeterli olmayacağı, alacağın ancak yargılama ile tespit edilebileceği belirtilerek, İİK’nın 257’nci maddeleri koşullarına uygun bulunmayan ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir.
İhtiyati haciz isteyen vekili, yerel Ticaret Mahkemesi tarafından delillerinin incelenmediğini, sunulan yazılı belgelerden alacağın varlığının ve vadesinin geldiğinin açık olduğunu, ihtiyati haciz koşulları arasında alacağın yargılamayı gerektirmemesi koşulunun bulunmadığını, Bakırköy 4. Ticaret Mahkemesi tarafından bir kısım altınlar için ihtiyati tedbir kararı verildiğini ve ayrıca ihtiyati haciz talebindeki iddia ve beyanlarını tekrarlayarak yerel mahkeme kararının bozulması istemiyle temyiz talebinde bulunmuştur.
Uyuşmazlık, Banka (…) ile … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş. arasında, Bankaya ait kıymetli madenlerin konsinye olarak … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş.’ye gönderilmesine ve akabinde mutabık kalınırsa satışına ilişkin 27.4.2005 tarihli Konsinye Sözleşmesi uyarınca satışı yapılan altınların, bedelinin ödenmesinin temini amacıyla talep edilen ihtiyati haciz istemine ilişkindir. Söz konusu sözleşmenin (14/e) hükmünde “İşbu Sözleşme, İngiliz Kanunları tarafından yönetilmekte olup, buna göre yorumlanır. SG ve Konsinye Alıcısının her ikisi de İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin adli yetkisini kabul etmektedirler.” ifadesi bulunmaktadır. Bu hükme istinaden ihtiyati haczi talep eden Banka vekili tarafından İngiltere Ticaret Mahkemesinde dava açılmış ve ayrıca aynı mahkeme tarafından uyuşmazlık konusu altınlarla ilgili olarak ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Ancak ihtiyati tedbir kararının Türkiye’de tenfizinin mümkün olmaması nedeniyle Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden ihtiyati haciz talebinde bulunulmuş, yerel Ticaret Mahkemesi de 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu (İİK) hükümlerine göre yaptığı değerlendirme sonucunda ihtiyati haciz talebini reddetmiştir.
İcra iflâs hukukundaki ihtiyati haciz müessesi, medenî usul hukukundaki ihtiyati tedbir ve idare hukukundaki yürütmenin durdurulması müesseseleri gibi bir geçici hukuki koruma önlemidir (Üstündağ, S. : İhtiyati Tedbirler, İstanbul 1981, s. 1.) Türk hukuku açısından etkin hukukî himayenin sağlanmasının hukuk devletinin bir gereği ve dolayısıyla Anayasa’nın bir emri olduğunu kabul etmek gerekir. Her ne kadar yürütmenin durdurulmasında (1982 Anayasası m.125,V) olduğu gibi Anayasada doğrudan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kurumlarının düzenlenmesini emreden açık bir hüküm yoksa da Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin, kanun koyucuya, bireylere etkin hukukî himaye sağlama ödevini vermiş olduğu kuşkusuzdur. İhtiyati haciz açısından soruna bakıldığında, takip borçlusu, mallarını kaçırarak haksız çıkacağını tahmin ettiği bir takibin sonuçlarından kurtulabilir. İşte buna engel olmak, elde edilen hakkın aynen gerçekleştirilmesini sağlamak hukuk düzeninin görevidir. Geçici hukukî koruma önlemleri toplumsal barışın sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Yabancılık unsuru taşıyan milletlerarası sözleşmelerde de bu anlayışın, yerel hukukî korumanın gerektirdiği hallerde geçerli olacağı şüphesizdir. Adaletin ve toplumsal barışın menfaati doğrultusunda alınacak geçici hukukî koruma önlemleri, vatandaşlık ayrımı yapılmaksızın herkese eşit şekilde uygulanmalıdır. Yetki sözleşmesi ile Türk Mahkemelerinin esas davadaki yetkisinin kaldırılmış olması Türk mahkemesinin geçici hukukî himaye tedbiri olan ihtiyati haciz kararı vermesine engel değildir. Aksi bir görüşün kabulü hâlinde yabancıların etkin hukukî korumadan yoksun kalmaları gibi kabul edilmesi mümkün olmayan bir sonuç doğar. Şahıs veya malvarlığı tehdit edilen kişilerin hukukî korumadan yararlanmamaları medeni milletlerin temel hukuk anlayışlarına aykırıdır. Toplum hayatının temel kuralları ve yabancıların haklarına saygı, esas davada yetkisiz olsalar bile geçici hukukî koruma tedbirleri söz konusu olduğunda mahkemeleri bu konuda yetkili kılmaktadır (İhtiyati tedbirlere ilişkin benzer açıklamalar için bkz. Ekşi, N.: Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi, İstanbul 2000, s.229). 1982 Anayasasının 2’nci maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi ile güvence altına alınan, “bireylere etkin hukukî güvenlik sağlanması” esası, lex fori’nin aradığı belli şartların gerçekleşmesi hâlinde esas davada yetkili olmayan Türk Mahkemesi tarafından da dikkate alınmak zorundadır (İhtiyati tedbirlere ilişkin benzer açıklamalar için bkz. Şanlı, C. Uluslararası Ticari Akitlerin Hazırlanması ve Çözüm Yolları, İstanbul 2005, s.179-183). Bu açıklamalar çerçevesinde yerel Ticaret Mahkemesinin, Bankanın Türkiye’de ihtiyati haciz talep etmeye hakkı olduğu ve söz konusu ihtiyati haciz talebine ilişkin olarak İcra ve İflâs Kanunu’nun uygulanması yönündeki değerlendirmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
İhtiyati haciz isteyen vekilinin ileri sürdüğü vakıalar, dilekçesine eklediği deliller ve ihtiyati haciz istemi dilekçesi ile temyiz dilekçesindeki ifadeleri değerlendirildiğinde; söz konusu talebin, İcra ve İflâs Kanunu’nun ihtiyati haczi düzenleyen İİK’nın 257’nci maddesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu hükümde ihtiyati haciz talebine ilişkin iki hukukî sebep yer almaktadır. Birincisi, vadesi gelmiş (muaccel) bir para borcunun ödenmemesi hâlinde uygulanması gereken İİK’nın 257,I hükmüdür. İkincisi ise vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacak için öngörülen İİK’nın 257,II’deki kuraldır. Bu iki kuralın yanı sıra ispat yüküne ilişkin İİK’nın 258’inci maddesi de somut olayımız açısından çok önemlidir.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, bir para alacağının vadesinin gelmesi hâlinde alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 257’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca “Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa”. Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 258’inci maddenin 1’nci fıkrası uyarınca, “…Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur….” Bu hükme göre, alacaklı alacağının varlığı ile birlikte alacağın vadesinin geldiği veya alacağının vadesi gelmemişse, İİK’nın 257,II hükmündeki sebeplerin varlığı hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermek zorundadır. Daha açık bir anlatımla sadece alacağın varlığı, ihtiyati haciz kararı verilmesi için yeterli veya tek şart değildir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için kesin bir ispat aranmamakta ise de özellikle hukukî bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının ve muaccel olduğunun yazılı bir belgeye veya belgeler zincirine dayanması tercih edilmesi gereken bir seçenektir. İİK m. 257,II’deki hususlar, bir vakıaya veya üçüncü kişilerle yapılan işlemlere dayandığından, bu konuda mahkemeye kanaat verilmesi için gerekli her tür delilden yararlanmak mümkündür. Özellikle resmi makamlar tarafından düzenlenen ve bu konudaki tespitleri içeren resmi belgelerin dikkate alınması olanaklıdır.
İhtiyati haciz talep eden vekilinin talep ve temyiz dilekçelerinin incelenmesinde; ihtiyati haciz talebinin yukarıda açıklanan iki hukukî sebepten hangisine dayandığı konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, söz konusu talebin hem muaccel bir alacak hem de muaccel olmayan bir alacak için ihtiyati haciz koşullarının oluştuğuna ilişkin ifadelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu istemin İİK’nın 257,I ve 257,II hükümleri dikkate alınarak ayrı ayrı incelenmesi uygun görülmüştür.
İİK’nın 257,I hükmüne istinaden yapılan incelemede; söz konusu garanti sözleşmesinde, müşteri olarak adlandırılan … Kıymetli Madenler Ticareti A.Ş.’nin “gerek vadede, gerek muacceliyet üzerine, gerekse başka şekilde” ödenmesi gereken borçlarının … Kuyumculuk Sanayi İthalat ve İhracat A.Ş. tarafından garanti edildiği, altın teslimatına ilişkin faturalarda vade veya ödeme günü belirtilmeyip, “hesap görme tarihi” şeklinde bir ifade kullanıldığı, bu ifadenin “vade” veya “muacceliyet” şeklinde anlaşılmasının mümkün olmadığı kanısına varılmıştır. İİK’nın 258’inci maddesi uyarınca, alacağın varlığının yanı sıra vadesinin geldiği konusunda da mahkemeye kanaat verecek delillerin gösterilmesi gerektiğinden, söz konusu ihtiyati haciz talebinin İİK’nın 257 ,I hükmündeki hukukî sebep açısından reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Her ne kadar yerel mahkeme tarafından, “konunun yargılamayı gerektirmesi” şeklinde bir ifade kullanılmış ise de ihtiyati hacze konu alacakların, ihtiyati haczi tamamlayan merasim çerçevesinde (İİK m.264) genel ilke olarak yargılamayı gerektirdiği dikkate alındığında, bu ifadenin, ihtiyati haciz koşullarının (somut olayda muacceliyetin) oluştuğu hakkında mahkemeye kanaat getirecek delillerin sunulmamış olması şeklinde anlaşılması uygun olacaktır.
İİK’nın 257,II hükmüne istinaden yapılan incelemede; aleyhine ihtiyati haciz istenen şirket yetkilisinin Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadenin alacağın mevcudiyeti dışında diğer ihtiyati haciz sebeplerinin varlığı hakkında mahkemeye kanaat vermeye elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır. Bunun dışında vadesi gelmeyen bir alacaktan dolayı ihtiyati haciz talep edilmesini gerektiren bir iddiada bulunulmadığı gibi delil de sunulmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı ihtiyati haciz isteyenin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, 12.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi