YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/670
KARAR NO : 2008/6916
KARAR TARİHİ : 20.06.2008
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı…..ile Av. … ve davalı vek. Av. …’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacılar vekili, müvekkillerinin ….’ın mirasçıları olduğunu, davalının da mirasçı…’ ın eşi olduğunu, muris ….’nin 2003 yılında 90 yaşında davalının evinde vefat ettiğini, davalının murise ait taşınmazın devrini sağladığını ve 65.000.000.000 TL bedelli bir senet imzalattığını, bonunun gerçek bir borç alacak senedi olmadığını, murisin aylık 1.200.000.000 TL şehit maaşı ve 3.000.000.000 TL tütün ikramiyesi aldığını, maddi sıkıntısı bulunmadığını, davalıdan borç para almasını gerektiren bir neden olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacının iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, tanık dinlenmesine muvafakatı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davacıların murisinin şehit maaşı ve tütün ikramiyesi aldığı, kira getiren taşınmazlarının bulunduğu, ölümüne yakın paraya ihtiyaç duymadığı, sağlık giderinin sağlık karnesi ile karşılandığını, senedin diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiği gerekçesiyle davacıların 10.04.2004 vadeli senetten dolayı, davalıya borçlu olmadığının tespitine, alacağın % 40’ı tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Menfi tespit davasına konu senedin keşidecisi…. ölmüş ve mirasçılar bu senetten dolayı borçlu olmadıklarının tespiti nedeniyle dava açtıklarına göre iştirak halindeki mülkiyet hükümlerine göre bütün mirasçıların birlikte dava açması veya miras şirketine mümessil tayin edilerek davanın görülmesi gerekir. Somut olayda mirasçı… taraf olarak yer almadığından yukarıdaki ilkeler doğrultusunda taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 550.00.YTL duruşma vekalet ücretinin, davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.06.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY YAZISI-
Sayın çoğunluğun saygın görüşüne göre menfi tespit davasında mirasçılardan bir veya birkaçının tek başına miras şirketine mümessil tayin ettirmeden menfi tespit davasını açamayıp, mümessil tayin ettirmek suretiyle davanın görülmesi gerektiği hususuna karşı oyumuzdur.
Davacılar, muris …..’ ın mirasçısı olduklarını, mirasçı ve dava dışı ….’ ın eşi ve murisin damadı olan davalının 90 yaşında ve yatalak olan murisin hayatın doğal akışına aykırı olan tanzim ettirilen 10.04.2001 tanzim ve 10.04.2004 vadeli 65 Milyar TL tutarında bonoyu imza ettiren ve kendini de lehtar gösteren davalı …’ a karşı iş bu bonodan dolayı ve kendi hisselerine isabet edecek olan miktar için menfi tespit davasını ikame ettikleri açıktır. Dava, murisin tanzim ettiği bono sebebiyle ve hisseye düşen miktar itibariyle menfi tespit davası olduğundan uyuşmazlık konusu olan hususun buna göre çözülmesi M.K. 2 ve M.K. 629- 631 maddeleri gereğince de bağlama kuralının uygulanması gereklidir.
Önce belirtelim ki, iştirak halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. Medeni Kanunun 629- 631 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyet (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan her birinin ayrı mal veya hak sahipliği olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural M.K.’nun 629. maddesinde “ortaklardan her birinin hakkının o eşya bütününe yaygın olacağı” biçiminde açıklanmıştır. İştirak halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu olan dava arkadaşlığı bulunmaktadır.
Şayet yasa veya iştirak halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etme zorunluluğu vardır.
M.K.’nun 630/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edilebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesinin gerektiği kabul edilmiştir (İçtihatı Birleştirme Kararı 11.10.1982 gün, 1982/ 3-2 K.) –( HGK 19/02/2003 gün, 2003/ 8- 100 E. 2003/89 Karar).
Belirtilen bu hususun TMK ile de md. 640- 702 arasındaki hükümler ile düzenleme getirildiği açıktır. Bir davada tarafların taraf ehliyetine sahip olmalarının gereğinin mahkemece re’sen gözetileceğinden az yukarıda belirtilen açıklamaların geçerliliğini koruduğu ve ilmi açıklamaların ışığında bu düzenlemenin yapıldığı görülmektedir. Sadece kendi payına isabet eden payın iştirak halindeki paylardan ayrılmasının caiz olup olmadığına bakılarak diğer mirasçıların davaya katılıp katılmamalarının veya miras şirketine temsilci atandırılıp, buna göre davanın görülmesi hususunun kırılma noktasını oluşturduğu hususun aydınlığa kavuşması önemli olup, sayın çoğunluğun görüşüne işte bu noktada katılmadığımızı ifade etmek istiyoruz (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 06.11.2003 gün, 2003/ 13090 Esas, 2003/13274 Karar).TMK. 702/son madde hükmünün kanun koyucu tarafından konulmasının sebebi ve hikmeti de işte bu gibi uyuşmazlıklardaki değerlendirmenin nasıl yapılacağını göstermek içindir.
Bir diğer önemli noktada şudur; iştirak halindeki mülkiyette paydaşlar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kuralı ile davanın açılmasındaki ittifak koşulu, dava şartı niteliğinde olduğu, ancak paydaşlar arasında ise bu kuralın uygulanamayacağının bağlama kuralı olarak göründüğünü ifade etmek gerekmektedir. Somut olayda davalının eşinin murisin mirasçısı olmasına göre ve M.K.’nun 2. maddesi ışığındaki bakış açısına göre davacılara birlikte dava açmak için sürenin tanınması karşısında hiçbir mana ve anlam ifade etmeyeceği açıktır.
İçtihatı Birleştirme Kararına ve TMK. 701. ve 702. maddelerine göre de, terekeye mümessil tayin cihetiyle davanın görülmesinin sağlanmasına yönelik bir değerlendirme de anılan madde hükümlerine aykırı olacak ve yasanın bu maddesi yorumunun menfaat ilkesinin uygulanması ile çözülmesinin uygun olacağı düşünülmelidir. Zira, iş bu davanın bölünebilir hak ve bir talep olduğu gözardı edilmemelidir. Birlikte hareket etme kuralının somut olay yönünden de bir istisnası olduğunun kabulü somut olay adaletine daha uygun düşeceği gözetilmelidir. Mirasçılar arasında ortak işlem- ortak kullanım- ortak iradeyi doğuran sebepler ve olaylarda bulunmadığından terekeye temsilci atanması kuralının uygulanmasının gerekmediğinin düşünülmesinin uygun olacağı açıktır.
Dava konusu bono yönünden açılan menfi tespit davasında, dava konusu hakkın mirasçılardan bir tanesinin kabulden kaçınması halinde onun yönünden mana ve hüküm ifade edecek bulunmasına göre de bu hakkın tek başına kullanılmasını engelleyecek bir yasal engel yoktur.
Bir diğer önemli noktada şudur, mirasçılar için bir tanesinin borcu kabul veya davadan feragat hallerindeki kabul ve feragat beyanlarının geçersiz olduğunu kabul etmek (HUMK. 92. maddesi) ve diğer mirasçıları bağlamayacak olduğunu belirtmek gerekir. Aksi halde tüm miras şirketi ortaklığı için doğacak olan sonucu bir ortağın tayin ettiği gibi bir netice doğar ki, bu da kanun koyucunun gerçek amacına aykırı olacaktır. Maddi bakımından birlikte hareket etmek kuralının ancak mirasçılar dışındaki 3. şahıslara karşı yönelik olan davalar yönünden uygulamak uygundur (Prof. Dr. B. Kuru HUMK. İst. 2003, C.111, sh, 3318,3328,3359).Bu bağlamda;
Sayın çoğunluğun menfi tespit davasında iştirak halindeki mirasçıların mecburi dava arkadaşlığında birlikte hareket etme zorunluluğunun veya terekeye mümessil tayin ettirilmesi hususunun somut olay adaleti yönünden uygulanmayacak bulunması sebebiyle sayın çoğunluğun saygın görüşüne karşı oyumuzdur.