YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1369
KARAR NO : 2009/4509
KARAR TARİHİ : 14.05.2009
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili banka ile dava dışı borçlu arasında imzalanan kredi kartı üyelik sözleşmesinde davalının kefil garantör sıfatı ile imzasının bulunduğu dava dışı borçlunun kart harcamalarına ilişkin borcunu ödememesi üzerine girişilen takibe davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dışı borçlu …’in müvekkili şirketin Mersin Şubesinin elemanı olduğunu, şube yetkilisi olarak kendi çalıştığı şirketi şahsi borcu için kefil veya garantör olarak göstermesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkilinin davacı bankaya bir sorumluluğu bulunmadığını öne sürerek davanın reddi ile %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacı banka ile dava dışı borçlu … arasında kredi kartı üyelik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davalı şirketin kefil sıfatı ile yer aldığı, davalı şirket adına atılan imzanın dava dışı borçlu … tarafından atıldığı, şirket ana sözleşmesine göre dava dışı borçlu …’in davalı şirketi ilzam edecek her türlü muameleyi yapmaya yetkili kılındığı, bu nedenle davalı şirket adına dava dışı borçlu tarafından atılan imzanın davalı şirketi sorumluluk altına sokacağı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne davacı yararına % 40 tazminata karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı şirketin, davacı banka ile dava dışı borçlu arasında imzalanan kredi kartı üyelik sözleşmesinde kefil sıfatına haiz olduğu tartışmasızdır. Uyuşmazlık, kefalet akdinin geçerliliği ve kefilin sorumlu tutulacağı miktar üzerinde toplanmaktadır. Somut olayda kefalet sözleşmesinde davalı kefilin hangi miktar üzerinden kefil olduğu belli edilmediği gibi sözleşme içeriğinden de tespit edilememektedir. Kefalet akdinin geçerliliği B.K.’nun 484. maddesi uyarınca, sözleşmenin yazılı olarak yapılması ve kefilin sorumlu olduğu miktarın açıkça belirlenmiş olmasına bağlıdır. Bu konuda 12.04.1944 tarihli 14-13 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme kararının da dikkate alınması gerekir. Anılan kararda kefillik sözleşmesinde kefilin ödeyeceği miktarın gösterilmiş olup olmadığının ve senetten böyle bir miktarın anlaşılıp anlaşılamayacağının hakim tarafından kendiliğinden göz önüne alınması gerektiği hususuna değinilmiştir. Bu durumda kefalet sözleşmesinden kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın mevcudiyeti anlaşılabiliyorsa sözleşmenin geçerli olacağı kuşkusuzdur. Oysaki somut olayda kefalet limiti gösterilmediği gibi, sözleşmeden de kefilin sorumlu olacağı miktar anlaşılamadığından, kefalet akdinin geçerliliğinden artık söz edilemez. Hal böyle olunca, mahkemece açıklanan hususlar gözetilmeden davalı kefilin sorumluluğunu gerektirecek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.