Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/1434 E. 2009/8288 K. 16.09.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1434
KARAR NO : 2009/8288
KARAR TARİHİ : 16.09.2009

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek.Av……,gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili müvekkili ile davalı arasında akdedilen bayilik sözleşmesinin bir süre uygulandıktan sonra tarafların anlaşmasıyla sona erdirildiğini; bu aşamada müvekkilinin elinde davalı şirkete ait yaklaşık fatura bedeli 50.000,-TL olan ve bedeli ödenmiş bulunan malların kaldığını, davalının sözleşmenin 10.2 nci maddesine uymayarak malları geri almadığını, üçüncü kişiye devrine ya da müvekkiline ait mağazada satmasına izin vermeyerek müvekkilini zarara uğrattığını; malların müvekkiline ait depoda durduğunu ileri sürerek uğranılan 50.000,-TL. zararın sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili cevabında sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona ermesi nedeniyle Borçlar Kanunu’nun 60 ıncı maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu; öte yandan sözleşmenin 10.4 üncü maddesi uyarınca bayiin herhangi bir bedel talep edemeyeceğini, ilk aşamada 166.000,-TL tutarında malın iade alındığını, davacının elindeki malların bedeli ödenerek mülkiyeti devredilmiş mallar olduğunu, davacının 10.2 nci maddede öngörülen listeyi de vermediğini; anılan hükme göre müvekkilinin karar vermek zorunda tutulamayacağını, sözleşmenin sonra ermesinin üstünden 6 ay gibi bir zaman geçtikten sonra müvekkilinin buna zorlanmasının basiretli bir tacirden beklenemeyeceğini, kaldı ki kalan malların satılmaması gibi bir taleplerinin de olmadığını; diğer taraftan davalının sözleşmenin sona ermesine rağmen müvekkili şirkete ait levha ve sair malzemeleri kullanmaya devam ederek marka mevzuatına aykırı davrandığını, haksız rekabet yarattığını ve marka prestijini zedeleyecek davranışlarda bulunduğunu, bu konuda Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunulduğunu fakat şikayetin kapsamında mal satımına ilişkin bir hususun dahil edilmediğini ileri sürerek davanın reddine, aksi karar verilecekse malların kendilerine iadesine de karar verilmesi gerektiğini bildirmiş; davacının müvekkiline ait tescilli markaları taşıyan levha ve diğer malzemeleri kullanması nedeniyle oluşan 100.000,-TL maddi ve 100.000,-TL manevi zararın hükmolunacak tazminattan takas edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesinin yine tarafların uzlaşısı ile sona erdirildiği, son mal iadesinin Ağustos 2005’te gerçekleştiği ve halen davacı elinde 121.667,98 TL.lik Altınyıldız markalı mal bulunduğu; davalının sözleşmenin 10 uncu maddesi çerçevesinde malın tamamını geri almadığının sabit olduğu ve üçüncü şahsa satılmasına izin verdiğine ilişkin de bir delil sunmadığı; aksine davacının tabelaları indirmesinin istenmesi sureti ile mal satışına izin verilmediğinin anlaşıldığı, davacı deposunda yapılan keşifte malların satışa arz edilmemiş olduğunun belirlendiği, davacının elindeki mal bedelini talepte haklı olduğu, malların bedeli ödenmek suretiyle satın alındığı ancak davacı elinde bırakılırsa davalının sebepsiz zenginleşeceği gerekçesiyle ve taleple bağlı kalınarak davanın 50.000,-TL üzerinden (bu miktarla orantılı olarak davalıya mal iadesi yapmak koşuluyla) kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, sona ermeye ilişkin 10.2 numaralı maddesinde davalı şirketin davacı yanda “kalan emtianın tamamen veya kısmen satın alınmasına veya önereceği kimseye satılmasına ya da mağazada satılmasına karar verebileceği” yazılıdır. Hükmün yazılış tarzından davalının bu konuda bir tercih hakkına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim sözleşmenin, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerle sona erdirilmesi aşamasında davalının bir kısım malı geri aldığı; bunun dışında kalan malların ise, bedeli ödenerek davacının mülkiyetine geçmiş olduğu tartışmasızdır.
Diğer taraftan davalının davacıya gönderdiği ihtarname ve davacı hakkında suç duyurusunda bulunmak üzere Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçe içerikleri marka hakkının korunmasına ilişkin istemlere dayalı olup; 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine aykırılığın giderilmesi talebinin, satışa izin verilmemesi şeklinde yorumlanması da hatalıdır.
Açıklanan durum karşısında, davacının elinde bulunan ve mülkiyeti kendisine ait olan malları satmasının yasaklandığı şeklinde yorum yapılması taraflar arasındaki sözleşmeye uygun değildir. Davacının bu malları satmayarak, oluştuğu iddia edilen zararın giderilmesi bakımından davalının sorumluluğuna başvurması da kabul edilemez.
Öte yandan davacı dilekçesinde elinde 50.000,-TL tutarında mal kaldığını bildirmiş iken, mahkemece bu malın değerinin 121.667,98 TL olarak belirlenmesi ve iadenin oranlı olarak yapılmasına karar verilmesi de kabul şekli itibariyle yanılgıya dayalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 625.00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.