Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/2414 E. 2009/2904 K. 08.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2414
KARAR NO : 2009/2904
KARAR TARİHİ : 08.04.2009

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin incelenmesi sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı talebin reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde ihtiyati haciz isteyen vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –

İhtiyati haciz isteyen vekili, Genel Kredi Sözleşmeleri’ne istinaden kullandırılan kredilerin ödenmemesi nedeniyle bankanın toplamda 283.109.-TL. alacağı olduğunu, bu miktarın 140.000.-TL.sinin ipotekle teminat altına alındığını belirterek teminatsız kalan 143.000.-TL. alacak için ihtiyati haciz isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, sunulan ipoteklerin Genel Kredi Sözleşmeleri’nden hangisine ait olduğunun anlaşılamadığı, dosyada bulunan üç ayrı kredi sözleşmesinden hangisine ve hangilerine göre alacağın hesaplandığının belirtilmediği, 25.12.2008 tarihi itibariyle talep edilen alacağa ilişkin hesap kesim listelerinin ibraz edilmemesi nedeniyle ve ihtarnamelerin tebliğ edildiğine ilişkin belge bulunmaması nedeniyle İİK.nun 257. maddesindeki koşulların oluşmadığı belirtilerek ihtiyati haciz talebi reddedilmiştir.
İhtiyati haciz isteyen vekili kararı temyiz etmiştir.
İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK’nın) 257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, rehinle temin edilmemiş bir para alacağının muaccel hâle gelmesi durumunda alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir. Diğer bir ifadeyle ihtiyati haciz talep edilebilmesi için borçlunun temerrüde düşmesi şeklinde bir koşul kanunda öngörülmemiştir. Ayrıca, İİK’nın 258,I hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin “alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması” yeterlidir. Mahkemenin “alacağın varlığına kanaat getirmesinden” anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Diğer hukukî himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç, davaya ilişkin bir yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. İhtiyati hacizde amaç, ihtiyati tedbire benzer şekilde, Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin bir gereği olarak, bireylere etkin hukukî himaye sağlamaktır. İhtiyati haciz yargılamasında, etkin hukukî himaye sağlamak, bunu sağlarken mümkün olduğunca çabuk ve seri hareket etme gerekliliği, usul kurallarına göre maddi hukuka dayanan hakkın araştırılmasından önce gelir. Maddi hukuka göre kimin haklı kimin haksız olduğu İİK’nın 264’üncü maddesi çerçevesinde yapılacak incelemede ya da açılacak bir menfi tespit veya istirdat davası sırasında değerlendirilerek sonuçlandırılacaktır.
Somut olayda, ihtiyati haciz isteyen Banka tarafından 10.4.2008 tarihli ihtarname ile kredi hesaplarının kat edilerek 185.106.90.TL alacak talep edildiği ve ihtarnamenin 18.4.2008 tarihinde ilgili şirkete tebliğ edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece asıl alacak miktarı ile ihtiyati haciz talep tarihine kadar işleyecek temerrüt faizinin, ipotek ile temin edilen bedelden mahsubu suretiyle alacağın varlığı ve miktarı konusunda oluşacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ihtiyati haciz talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle ihtiyati haciz isteyen vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 8.4.2009 günü oybirliği ile karar verildi.